Bir Devlet İnsanını Öldürür mü? Zübeyt BOZKURT
Bir Devlet İnsanını Öldürür mü?
Bir önyargı ile evet devlet öldürür mü? diyelim, yoksa bu sorunun karşılığını
vermeden üzerinde düşünelim mi?
Devlet
soyut bir kavram, Devlet kavramını kendisinin bir işlevi yok. Fakat bir
devletin içini dolduran, bu ülke insanını yönetenler topluluğudur. Bu topluluk
devletin kuruluş felsefesiyle orantılı ve onun ruhuna göre hareket eder. Bu
soyut kavrama yüklenen bir bütünlüğü tanımlar.
Türkiye
Cumhuriyeti bir devlet. Büyük, geniş çok kavimli Osmanlı Devleti üzerine
kurulmuş olan küçük bir bakiye. Bu bakiye bile birçok yönüyle Osmanlı
Devleti’nin küçük bir modeli. Gerçi Osmanlı Devleti kadar çok çeşitlilik
ırklardan oluşmuyor ama kültürler, dinler ve kavimler bakımından bir benzerlik
taşıyor. Bu benzerlikler olmasına karşın kurucular bu devletin adını bir tek
kavim üzerine somutlamışlardır.
Türk
kavmi. Oysa bu toprakların merkezini Türküler ile Kürtleri oluşturuyor. Lazlar,
Abazalar, Çerkezler Boşnaklar, Pomaklar, Araplar, Ermeniler, Yahudiler ve daha
nice kavimler hala yaşamakta. Mezhepleri de bunu eklememiz gerekiyor Türk kavmi
eksenli bu devlet kendi ruhunu korumak adına yüzyıla yakındır ülkeyi kaçıran,
kimi zaman acımasızlaşan bir yapıya sahip.
Türk kavmi eksenli olunca ötekiler yan
unsurlar olarak görülmüşlerdir. Kurucu felsefe kendilerine yakın düşebilecek
her oluşu etkisiz kılmak için çok acımasız davranmıştır. Osmanlı kültürü ve uygarlığıyla bağlarını
kesmek adına çok acımasız davranılmıştır. Bu uğurda kendi insanını feda etmekten
çekinmemiştir bunu yaparken de İslam’a ait bir kavramı kendisine merkez
edinmiştir. “Şeriatın kestiği parmak
acımaz”! demiştir. Bu düşüncesi toplum
katında karşılık bulsun diye bunu yapmıştır.
Bu
devlet veya yönetenleri; alfabeye karşı çıkanları, şapka giymeyen ve muhalefet
edenleri, şeriatı getirmek istiyorlar diye öldürmüştür. Dersim demiş
öldürmüştür. Kaçakçı demiş öldürmüştür. İrtica demiş öldürmüştür.
Alevidir, Sünnidir, Kürt’tür, teröristtir,
solcudur, sağcıdır, aydındır, gazetecidir demiş öldürmüştür. Bir devlet kendi
insanını kazanmak yerine kendince en kolay ve etkili yol olan öldürme edimini
merkeze almıştır. Bu, bugüne kadar devam ede gelmektedir. Tam bir mafya örgütü
ruhuyla gözünü kırpmadan, acımasızca öldürmüştür.
İnsanını
kazanmak yerine kendini ve çıkarlarını koruma adına bu yolu tercih etmiştir.
Bin yılı aşkın bir süredir et ile kemik gibi birbirinin
ayrılmaz parçaları olan Kürtler yakın zamanda gözden çıkarılmış ya da
susturulmak ve bastırılmak adına yoğun bir karşı hareket süregelmektedir.
Geçmişte bu, kendi tanımlamalarıyla “şeriatçılara” karşı yapılmıştır. Bunları
yaparken de gayet soğukkanlı durmuştur. “şeriatın kestiği parmak acımaz”
düşüncesinin arkasına saklanmıştır.
Bir güç, bir parmak, bu ülkenin ayrılmaz ikilisi ve ana
unsuru olan Türkler ile Kürtleri çok kısa sürede birbirine düşman etmiştir. Bölgede
olduğu gibi Türkiye’de Kürtleri kendi başlarına küçük bir devlet olmaya iten
bir güç devrededir. Aynı uygarlığın, dinin ve kültürün mensubu olan bu iki
kavmin arasına büyük bir uçurum konulmuştur. Ne yazık ki bu devlet bu ayrışmaya
ivme kazandırmış, adeta Kürtleri öteye doğru itmeye devam etmiştir.
Irak’tan kaçakçılık
yapan, sigara, petrol taşıyan sadece evinin maişetini kazanmak için giden bir
kafileyi devletin uçakları bombalamış, bu gencecik insanları bir anda öldürmüştür.
Türkiye kendi insanına bu kadar acımasız olabilir mi,
oluyor işte. Bu ilk değil, sonda olmayacak. Ortam öylesine geriliyor, öylesine provokatif
haller oluyor ki bir anda insanlarını öldürmek için bir gerekçe bulunuyor.
Ülkemiz insanı birbirine hasım ve düşman hale getirilmiş, birbirlerini bir
kaşık suda boğacak gibi duruyorlar.
Ülke insanının kimi kanatları, birbirlerinin
üzerine atılmak için hazır bekliyorlar. Bunlar kendiliğinden olmuş şeyler
değildir. Bu ülkeye, bu ülke insanına yazık oluyor. Devlet veya onu yönetenler
kendilerini refleksinin arkasına sığınmasınlar. İnsanını kazanmanın yollarını
bulmalı. Bulunur da. Yeter ki niyet ve bakışlar halis olsun
Selam ve Dua ile
Zübeyt BOZKURT