Zübeyt Bozkurt

Birlik Ya Şimdi, Ya Da Tarihten Siliniş

    Birlik Ya Şimdi, Ya Da Tarihten Siliniş

İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen yeni dünya düzeni, bir hakikat değil; Siyonist aklın kurduğu küresel bir sahnedir. Bu sahnede siyaset, ordu, sermaye ve medya aynı merkezin kontrolüne girmiş; Soğuk Savaş adı altında insanlık, yapay bir kapitalizm–komünizm çatışmasıyla oyalana gelmiştir.

Bu büyük tiyatrodan Müslüman ülkeler de azade kalmamış, baştaki yöneticilerin önemli bir kısmı bu kurguya ya isteyerek ya da mecbur bırakılarak dâhil edilmiştir. Tercih hakkı varmış gibi sunulan bu süreç, aslında üniversite öğrencilerine dayatılan “zorunlu seçmeli” bir dayatmadan ibarettir: Hangi yolu seçersen seç, sistemin dışına çıkamazsın.

Ancak bu kurgunun dışından, gür ve rahatsız edici bir ses yükselmiştir. İnsanlığın kurtuluşu adına bağıran bu ses, Müslüman toplulukların sesidir.

Aşırılığa bulaşmayan, şiddeti yöntem olarak benimsemeyen, provokasyonlara rağmen sistemle sistemi içeriden zorlayan bu topluluklar; kapitalizm–komünizm kıskacını reddederek adil bir düzenin mümkün olduğunu bir inanç değil, bir iddia olarak canlı tutmuştur. Bu iddiayı zaman zaman bir köz gibi saklamış, zaman zaman da harlayarak çoğaltmıştır.

Bu çabanın merkezinde çok net bir şuur vardır: Müslümanların öncülüğünde adil bir dünyanın kurulması hayal değil, jeopolitik bir gerçektir. Müslüman coğrafyanın sahip olduğu nüfus, kaynak ve stratejik konum; siyasi aksiyon alındığında sömürü düzeninin çökeceğini açıkça göstermektedir. Yeter ki Müslümanlar bir bütün hâlinde hareket edebilsin.

1980 sonrası dönemde artan iş birlikleri, hareketler arasındaki görev paylaşımı ve koordinasyon, “ümmet” kavramını soyut bir ideal olmaktan çıkarıp “bünyanün mersus” şuurunu ete kemiğe büründürmüştür. Bu tablo, iş birlikçi yöneticiler eliyle Müslüman dünyayı kontrol etmeyi planlayan dış mihrakları ciddi biçimde tedirgin etmiştir.

Birinci Körfez Harbi bu tedirginliğin somut örneklerinden biridir. Irak işgalinin 1991’den 2003’e ertelenmesinde belirleyici olmuştur. Her ne kadar baskılar nedeniyle kurumsallaşma sağlanamamış olsa da, Müslüman topluluklar arasında gelişen bu yakınlık; siyasal hedef birlikteliğini güçlendirmiş, dünya Müslümanlarının büyük çoğunluğunu etkileyebilecek bir kapasite ortaya çıkarmıştır.

Tam da bu noktada 11 Eylül devreye sokulmuştur. Siyonist odaklar, tehdidin rengini kırmızıdan yeşile çevirerek Müslüman toplulukları topyekûn hedef almıştır. “Terör” yaftasıyla dayanışma ağları dağıtılmış, her hareket kendi içine hapsedilmiştir.

Sonuç ortadadır: Kurumsal bağlar zayıflamış, söylem ve eylem birlikteliği parçalanmış, Arap Baharı örneğinde olduğu gibi Müslümanlar birbirine bakamaz hâle getirilmiştir. Aynı olaya biri sevinirken diğeri yas tutar hâle gelmiş; fikirler, duygular ve hedefler ayrıştıkça birlikte hareket etme kabiliyeti yok edilmiştir.

Oysa bugün dünya çok kritik bir eşiğe gelmiştir.

Son yüz yıla bakıldığında Siyonizm, ilk kez bu ölçüde derin bir kriz yaşamaktadır. Epstein ifşaları… İran’ın İsrail’i vurabildiğinin görülmesi… Gazze’de tek bir esirin bile kurtarılamaması… Yerleşimcilerin ülkeden kaçışının engellenememesi…

Siyonizm ilk kez bu kadar açık konuşulmakta, sorgulanmakta ve itibarsızlaşmaktadır. Siyaset, sermaye ve medyanın nasıl kontrol edildiği dünya kamuoyunun gözleri önünde ifşa olmaktadır.

İşte tam da bu yüzden, birlik için “yarın” değil, şimdi demek zorundayız.

Müslüman ülkeler yalnızca ticaret yolları açısından değil, sahip oldukları nüfus gücüyle de dünyanın geleceğini belirleyecek kapasiteye sahiptir. Bu kapasiteyi hak ve adalet ekseninde insanlığın kurtuluşuna yöneltecek olan siyaset kurumudur; fakat onu diri tutacak, denetleyecek ve gerektiğinde zorlayacak olan güç, siyasi şuuru canlı Müslüman topluluklardır.

Bugün küresel ve yerel siyasetin bu denli pervasız davranabilmesinin sebebi tam da buradaki boşluktur. Karşılarında İslam birliği idealini zihninde ve yüreğinde öldürmüş, tepkisiz topluluklar bulunmaktadır.

Bu yüzden Müslüman toplulukların yeniden bir araya getirilmesi, ortak idealler etrafında toparlanması ve Hak–Batıl mücadelesi ciddiyetiyle harekete geçirilmesi bir tercih değil, tarihî bir zorunluluktur.

Dağınıklığı ifşa olan düşman, Müslümanlara açıkça şunu söylüyor:
           Birleşmezseniz, silinirsiniz.

         Selam ve Dua İle

       Zübeyt BOZKURT

DİĞER YAZARLAR

"İçinde iyi yanı bulunmayacak kadar kötü kitap yoktur."