Bu Tuzağa Nasıl Düşüldü? - Zubeyt BOZKURT - medyaankara.com/yazarlar
Bu
Tuzağa Nasıl Düşüldü?
İktidarın dış politikadaki kimi temel yaklaşımlarına hep karşı çıktık. Bunların başında Amerika-İsrail ile İngiltere üçgenine dayalı süreç bizi hep rahatsız etti. Ağır eleştirilerde bulunduk, bulunuyoruz. BOP (Büyük Orta Doğu Projesi) BİP (Büyük İsrail Projesi), Medeniyetler İttifakı, NATO eksenli oluş, AB kapılarında sürünme. Bunların kimine yüzyılların, kimine de on yılların deneyiminden yola çıkarak karşı çıkıyoruz.
Hıristiyan
dünyasının yüzyıllardır Müslümanlara karşı olan bir bakışı var. Bu tarihin
hiçbir döneminde değişmedi değişmeyecek. İslam’ın temel yaklaşımı, Kuran’ı
Kerim’in temel bakışıyla Allah’ın yanında din sadece ve yalnızca İslam’dır.
Bakışını değerlendiriyoruz. Asıl olanda
budur. Dinler tarihi boyunca da Müslümanların Hıristiyanlığa bakışı bir din
değil bir kültür olarak görüldü. Müslümanların bakışında Hristiyanlık hiçbir
zaman sempatik gelmedi. Onların tanrı anlayışı Hazreti İsa’yı tanrı, tanrı oğlu,
tanrıyı baba görmeleri muharref İncillerin varlığı en belirgin ayrılık nedeni.
Hazreti
İsa’yı tanrı katına çıkarma, Allah’ı insan katına indirme en önemli açmaz.
Böyle olunca Hristiyanlık İslam coğrafyasında bir din olarak algılanmadı. Bu, batı dünyasını hep rahatsız etmiştir.
İslam gibi temelleri, bakışı sahih ve sağlam olmasından kaynaklanır. Bundandır ki 1960 yılından beri Papalık
Müslümanlarla bir dil bağı kurma çabasına girdi. Dinler arası diyaloğun başlangıç
tarihi ve süreci bunun bir sonucudur.
İslam
dünyasındaki kimi isimlerle bunu da kabul ettirmenin yöntemi denendi. Bir
ölçüde de başarılı olundu. Semavi dinler kategorisinde İslam ile Hristiyanlık
ve Rena’nin ifadesiyle Yahudilik aynı düzleme oturtturuluyor. Müslümanların
nazarında şöyle bir duygu oluşmaya başladı. Hristiyanlık ile Yahudilik eğer
semavi din ise, öyle ise neden bu dillere karşı duralım. Pekâlâ bu dinlere de
girilebilir. Bu düşünceyle bu çevrelerin oluşturduğu ortam ve hava yüzünden
birçok insan Hristiyan olma yolunu seçti.
Batı
düşüncesinin Müslümanları bakışı bilinç altında da üstünde de hiçbir zaman
değişmedi. Rena’nin önümüzdeki yüzyıllarda dinlerin etkisi olmayacak akıl ile
bilim dünyaya egemen olacak tezinin üzerinden 200 yıl gibi bir zaman geçmesine
rağmen Hıristiyan dünyası daha bir koyulaşmış bulunuyor. 11 Eylül olaylarından sonra Haçlı ruhu daha
bir belirginleşti. Irak işgalinde de Libya işgalinde de hem Amerika hem de
Fransız politikacılar tarafından Haçlı Seferlerinden bahsedildi. Bizimkilerin
kaşlarını çatması sonucu niyetlerinden asla vazgeçmediler. Ama söylemlerine daha dikkat ettiler.
Batı
Dünyasının hedefi Orta Doğu’dur. Büyük Orta Doğu Projesi sonucu Irak üzerinden
başlanarak kendilerinin belirledikleri bir plana göre adım adım ilerlediler.
Irak, Afganistan, Pakistan, Libya, Mısır, Tunus süreci büyük ölçüde tamamlanmış
bulunuyor. Kendi bakış açılarıyla sistem oturtuluyor. Suriye’den sonra İran ve şimdi bu sıra
Türkiye de gelecek ve geldi. Gerçi
Türkiye içerden iyice kuşatılmış bulunuyor NATO egemenliğini sağlamıştır.
Medeniyetler
ittifakında da sonuç gene aynıdır. Farklı bir durum söz konusu olamaz. Suriye
ile olan ilişkiler, pasaportsuz gidiş gelişler, neredeyse bölgesel olarak iyi
bir düzeye gelinmişti. Bir anda büyü
bozuldu. Türkiye’deki yöneticiler emperyalizmin ve siyonizmin oyununa geldiler.
Arap-
Amerika baharı ardından birdenbire büyü bozuldu. Türkiye bir tuzağın içine
düştü. Ya da bu tuzağı kendisi tercih etti. Libya olayından önce karşı çıktı,
ardından hemen çark edildi. Fransa, İtalya, İngiltere ve İtalya ile birlikte
olundu. Kaddafi iktidarı devredildi. Türkiye üzerinden yürütülen propaganda ile
Kaddafi öyle bir zalim olarak gösterildi ki Amerika, Fransa, İtalya, İngiltere
birlikteliği çok daha sempatik gösterildi. Amerika’nın Irak’ta, Suriye’de
öldürdüğü milyonlarca insanların insan olarak bile görülmüyor, Saddam öldürünce
firavun ve zalim, Amerika ve Batı öldürünce hümanist.
Türkiye
böyle bir tuzağın içinde nasıl yer alır, aklımız almıyor. Hem Türkiye’ye hem de
İslam Coğrafyasına yazık oluyor.
Dünyayı
kasıp kavuran zülüm çarkının dışında durmak, ona yem olmamak da bilinç
gerektirir. Uyarıcı olmak, yol göstermek, yolu sağlıklı yürüyebilmek için
Müslüman duyarlığına ve inceliğine sahip olmayı gerektirir. Batı hümanizmi,
kendi ruh sınırları içindedir. Dışındakilere asla yönelik değildir.
Müslümanlar
arasındaki bilinci arttırmak, birlik olmak en önemli sorunumuz. Bunu günübirlik
değil süreklileştirmek gerekiyor.
Selam ve Dua ile…
Zübeyt
BOZKURT