Dikkatli Olmak Zübeyt Bozkurt Ankara Medya
Dikkatli Olmak
Tefekkürün önemli bir parçası da
dikkattir.
Allah, tüm evrenin ve o evrenin her
parçasını kendi varlığının delilini göstermek için yaratmıştır. Hiç bir şey,
amaçsız, beyhude, boş yere yaratılmamıştır.
Ancak kâfirler bu gerçeği kavrayamazlar.
Çünkü varlık âlemindeki bu inceliği kavrayacak bir “ görme” yeteneğine sahip
değildirler. Kuran’ın ifadesiyle “gözleri vardır bununla görmezler”. Araf
Süresi 179
Gözleriyle gördükleri maddesel
evrenin üzerindeki ince perdeyi kaldırıp, arkasındaki, büyük gerçeği fark
edebilecek bir akla ve kavrayışa sahip değildirler.
Mümin ise, kâinatın Allah tarafından
ve bir hikmet, bir amaç uyarınca yaratıldığını kabul etmekle, bu gözleri olan
ama görmeyen gruptan ayrılır. Ancak bu kabul imanın ilk aşamasıdır. İman ve ona
paralel olarak akıl geliştikçe, mümin kabul ettiği bu büyük gerçeği karşısına
çıkan her ayrıntıda teşhis etmeye başlar.
İslam geleneğinde, imamın söz konusu
gelişimi üç aşamaya ayrılır; il-mel
yakin, aynel yakın, hakk- el yakın.
Bu evreleri açıklamak için kullanılan bir yağmur örneği
verebilirz. Yağmurun yağdığını bilmenin üç derecesi bulunur:
Birinci derecede (ilmel yakin), bir kişi pencereleri kapalı bir biçimde
evinde oturmakta iken dışardan gelen birisi, ona yağmurun yağdığını söyler ve o
da onun doğruluğuna inanır.
İkinci derece (aynel yakin), yani
gözde kavrama derecesidir: kişi, pencerenin yanına gider perdeyi aralar ve
yağmurun yağdığını gözleriyle görür.
Hak kal yakın ise de, kapıyı açar ve
evden çıkar; artık yağmurun içindedir.
İşte imanın ilmel yakin aynel
yakine, hatta daha da ilerisi gitmesi için yapılması gereken fiili dualardan
biri, dikkatli olmaktır.
Çünkü Allah‘ın ayetlerini
görebilmek, kâfirler gibi bakan körlerden olmamak için, konsantrasyon gerekir. Nitekim Kur’an‘da
müminleri Allah’ı kavramak için dikkatli olmaya çağırmaktadır.
Bilmiş olun ki
şüphesiz göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. O, içinde
bulunduğunuz durumu gerçekten bilir. Allah’a döndürülecekleri ve yaptıklarını
Allah’ın onlara haber vereceği günü hatırla. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.Nur
Süresi 64
İyi bil ki onlar,
Rablerine kavuşmaktan şüphe içindedirler. İyi bil ki O her şeyi kuşatmıştır. Fussilet
Suresi 54
Akıl, Allah’ın ayetlerini görebilmesi için
eğitimli ve sürekli bu konuyu düşünmesi için zorlanmalıdır. Aksi halde, kendi
başına bırakılan bir akıl, kontrolsüz bir biçimde dolaşmaya başlar. Birkaç
saniye içinde konudan konuya atlar ve bir mümin için hiç gerekli olmayan boş
işlerle, gereksiz ayrıntılarla, küçük
hesaplarla kendini meşgul etmeye başlar.
Bir İslam büyüğünün ifadesiyle, akıl
su gibidir; eğer akması için bir yol kazılmaz, kendisine bir yön tayin
edilmezse, dağılır, istenmeyen yönlere gider. Bu bir tür sarhoşluktur. Kişi,
aklını kontrol edemez. Herhangi bir konu üzerinde yoğunlaşıp olayların
dikkatini toplayamaz. Böyle olunca, hem etrafında gelişen olayların
inceliklerini kavrayamaz, yani tefekkür edemez, hem de bu olaylara müdahale
edecek bir iradeye sahip olamaz. Aksine, zihin, o olaylar tarafından yönlendirilir.
Tam anlamıyla bir “şaşkın”dır. Bu ise müminlere değil, kâfirlere ait bir
zihinsel durumdur. Allah, müşriklerin şaşkınlığını şöyle tarif eder:
“Dileyeni
yahut dilediğini rahmetine kabul eder ama yaratılış gayesi dışında yaşamış
olanlara öteki dünyada şiddetli bir azap hazırlamıştır.” Araf
Suresi 201
Mümin ise, Allah’ın izniyle aklını
dilediği gibi yönlendiren, aklını sürekli Allah’ı tanımak, O’nun dinine hizmet
etmek için kullan insandır. Aklına boş bir düşünce geldiğinde, “onlar, tümüyle
boş” şeylerden yüz çevirenlerdir. Müminun Suresi 3
Ayetinde dendiği gibi aklını bundan kurtarır. Şeytan aklına kuşku ya da kuruntu
soktuğunda ise yine Kuranın tarif ettiği şekilde zihnini bu baskıdan kurtarır:
Takva sahiplerine
şeytan tarafından bir vesvese gelecek olursa (Allah'ın emir ve yasaklarını)
anarlar ve hemen (hakkı) görürler. Araf Suresi 201
İşte tüm bu “aklı
temiz tutma” ve konsetre olma çabasının en önemli parçası dikkattir. Mümin, ne
kendi zihnini ne de etrafındaki, olayların, “ipini bırakmamalı”, her an
“teyakkuz” vaziyetinde ve pür dikkat hareket etmelidir.
Selam ve Dua ile
Zübeyt BOZKURT