Dün, Bugün ve Yarın Zübeyt BOZKURT
Dün,
Bugün ve Yarın!
Zaman bizim için işlemektedir. Zamanı yaratan için zaman işlemiyor. Dün, bugün ve yarın bizim kavramlarımızdır. Bizi ve kullandığımız zamanı yaratan Rabbimiz ise ezeli ve ebedi olandır. O’nun için geçmiş ve gelecek olmadığı gibi geçmiştekiler ve gelecektekiler de yoktur.
Bize
göre baş son neresi ise O’nun o iki nokta arasındaki hükümleri, tecelli eden
kaderi bir lahza kadardır. O dostu İbrahim aleyhi selamın ateşe atılma sahnesi,
bizim için filan tarihteki bir olaydı. Nuh aleyhi selamın gemisinin su üzerinde
yüzdüğü aylar, bizim kullandığımız takvimlere göre şu kadar ay bu kadar gündür.
Musa aleyhi selam için denizin kara olduğu o muhteşem gün ve yer, bizim için
milattır veya ölçüdür.
Allah
ise bütün zamanları ve bütün mahlukatını bir tek noktada ve bir tek lahzada
görüp kullanmaktadır. Olmasını murat ettiği işler için de geçerlidir bu, O
işlerle ilgisi olanlar için de.
Bir
gün yaşayan mümin nesil olarak, önceki nesillerin peygamberler olmak üzere
hayatlarından bize intikal eden bilgileri, o dönemin insanına ait hatırlamış
gibi ele almamız yanlıştır. O dönemlerin insanlarına ait olsa da kitabımız
Kur’an onların hayatlarına ait imtihanları bir ders mantığı ile de önümüze
koymaktadır. Kimsenin adının Nuh ve İbrahim olması gerekmiyor. Herkesin, Nuh ve
İbrahim mantıklı olması gerekiyor. O bu anlayışı idrak edebilenler, yaşadığımız
dünyada altından çıkılamaz zannedilen pek çok sorunun, sıkıntının Allah’ın
rızasını kazanmaya yönelik bir nimet olduğunu da anlayacaklardır.
Müminler
onun dostudur.
Mümin
olmayanlarla yürek bağı yoktur. Yüreğini esaretten kurtarırken aynı zamanda
Allah’tan yana olmayan herkes ve her şeyden de kurtarmıştır kendini.
Kafirlere
yardım etmez, onlardan yardım beklentisi içinde olmaz, onlara benzemez,
benzeyenleri beğenmez, onları övmez.
Müminler
yardımlaşır, dertlerini derdi bilir, sırf iman kardeşliğinden ötürü bütün
müminleri kardeşi bilir. Onlara dua eder, dualarını bekler.
Şu
anda bir tür ateşe atılmak isteyenler ya da atılmış bulunanlar, kurana müracaat
edip önümüze konmuş bulunan ateşe atılmış İbrahim’i ve İbrahim’e bu kaderi
yazan Allah‘ın kaderinin nasıl tecelli ettiğini görmelidirler.
Servetini
koyabileceği yer bulmakta zorlanan Müminler, kurana müracaat edip Karun’u ve
Karun ile alakalı kaderini işleten Allah‘ın hükmünü izlemelidirler.
Katlanamayacağını
vehmettiği hastalıklar, ıstıraplar içinde olanlar, yine Allah‘ın hidayet
kaynağı olarak elimize koyduğu kurana yönelip Eyüp aleyhi selam üzerinde sabrın
muhtevasını ve akıbetini incelemelidirler. Sonra da, dün adı Eyüp olan bir
kulunu bu sıkıntılarla imtihan eden ve ona kazandığı imtihanın neticesi olarak
“güzel bir kul” olma ödülü veren Allah’ın ne neyi murat ettiğini
düşünmelidirler.
İşte
sahipleri, işçiler, işsizler, babalar, anneler, bütün Müminler olarak, bizden
öncekileri imtihan eden Rabbimizin imtihanını, imtihanın içindeki kulları
üzerinde izleyebiliriz. Ne insan olarak onlardan farklıyız ne de iman
esaslarımız onlardan farklıdır. Aynı cenneti ile aynı Allah’ın kulları olmaya
çalışıyoruz. Onlarla aramızdaki tek var fark zamandır.
O zaman da bizim için işliyor, onu yaratan
için işlemiyor. Biz, bizim için işleyen zamanı gerekçe görerek, zamanı yaratan
Rabbimizin üzerimizde görmek istediği imtihanları kendi istek ve keyiflerimize
göre şekillendiremeyiz. Şekillendirdiğimizi zannetsek de sadece kendimizi
oyalarız.
Bizim
için koca dünya, koca kâinat ama Allah için “ol” demesiyle olur vermiş bir
mahluk.
O
bizim için şu yıldan bu yıla geçmiş bir zaman ama Allah için hesapta olmayan
bir kavram.
Bizim
için sadece biz ve bizim eksenimizdekiler ama Allah için kullarından bir kul,
mahlukatından biri sadece.
İnsan,
başkası üzerindeki her şeyi inceleyip kendi üzerindekini görmediği gibi,
kaderini, yarınını, nerede ve nasıl bulunduğunu da göremiyor, göremez de. İnsan, görme kabiliyetini abartmamalıdır. Allah’ın
gördüğünü gören, O’nun gösterdiğine bakabilene çok şey görür, tek gerçeği
görür. Kendi gözüne itimat eden ise çok şeyin gözüne battığını anlayacak ve
dikenler arasında kıvranacaktır. Kitabımız Kur’an, Önümüzü açmaktadır. Bütün
zamanların ve mekanların derinlikleri ondadır.
Dertleri
aşmak isteyen, Zaman ve mekân ötesinde olmanın rahatlığını ermek isteyen
Kur’an’a dönmelidir. Orada ateşe atılan
İbrahim’i, sıkıntılarla boğuşan Eyüp’ü çocuk hasreti ile inleyen Zekeriya’yı
bulmalıdır. Onların önümüze koyan Allah İçin zaman değişmiyor, kulluk
kimliğimiz değişmiyor, nihai hedef olan cennet ve onu hak etme çabası da
değişmiyor.
Selam ve Dua ile
Zübeyt
BOZKURT