Dünyalık Değil Ahiret Öncelikli Dost Biriktirmeliyiz Zübeyt Bozkurt Ankara Medya
Dünyalık
Değil Ahiret Öncelikli Dost Biriktirmeliyiz
Tartıştığımız
şeylerin “asıl “meseleler olmasını başlatmak istiyorsak, ihtiraslara çözüm
bulacak bir anlayışın karşılığını bulmasına yol açmalıyız. Şüphesiz bu yol,
kardeşlik hukukunun tesisiyle olacaktır. Bu güven oluşmadığı takdirde her imkân,
bir basamak olarak görülür ve taşıdığı sürece herkes ona basarak yükselmeye
çalışır. Hâlbuki “güçlü olan doğrudan yana değil kardeşlikten yana olma
vaktidir!
Toplumsal
gelişmeye, beşerî ve ekonomik kalkınmaya katkı sağlamanın temelinde işte bu
farkındalık yatmaktadır. Bu buluşma kardeşlik ve güven temelinde, emanet edilen
şeyin, “niyet hayr” “akibet hayr” ölçüsünde korunabildiği ortamlarda olacaktır.
Aksi takdirde, kısa yoldan köşeyi dönme felsefesi benimsenerek, değerleri bir
kenara bırakma, hadiseleri sadece kısa vadeli bakma hastalığı körüklenecektir.
Aktif
zaman ayırmak, günümüzün en büyük fedakârlığıdır. Bu fedakârlığı yapanların
etrafında fikri ve maddi imkânı ile o hizmete katkı verecek kişilerin
toplanması hiç de zor olmaz. Orkestra şefliği yaparak görev ve sorumluluklarını
çalışma arkadaşlarına devretmeyi bilen ve bunu kurumsallaşmaya dönüştürebilen
bu güvenilir insanlar, kişilerin değil, olayların ve sistemlerin tartışılmasını
da tetiklemiş olur.
Kazanmak
ve kaybetmek arasında bir seçim yapmak zorunda olmadığımızı bilmeliyiz. Önemli
olan; kaybetmemek değil, vazgeçmemektir. Çünkü kazandıklarımızı,
kaybettiklerimiz üzerinde değil, ancak kazandırdıklarımız üzerinden
değerlendirdiğimizde keşfedebiliriz.
Doğru
ile yanlış, insanın talebi doğrultusunda önüne konulan sonuçlardır. Doğru olan
doğru yapıldıkça doğru sonuçlar verir. Gelecek, ama uğruna atılan kararlı
adımlar ise şayet, iyi bir şeyin kötü takipçisi ya da kötü taklitçisi başarılı
olamaz.
Bu
sayede, kazanmak yerine kazandırmak önceliğine sahip oluruz. Her zorluktan
sonra bir kolaylık, Her kolaylıktan sonra bir zorluk varsa bu, kaybettiğimizi
zannettiğimiz ama aslında kazandırdıklarımız sayesinde olmaktadır. Hiç
kaybetmedik çünkü “olanlara takılmadık ve hiç vazgeçmedik çünkü hep olması “gerekenleri
düşündük!
Ülke
sorunları ile yakından ilgilenmek, yaşam boyunca karşılaşılacak hak, adalet, insan
hakları ve katılım içerikli çalışmalara önem vermek, yenilmişlik
psikolojisinden kurtulmanın adımıdır. Bu noktada disiplinli çalışmalara ağırlık
vermek ve bunun için aktif zaman ayırmak önemli bir sermayedir. Ancak bu
sayede, değişimin içerdiği büyük belirsizliklerin üstesinden gelebiliriz.
Bugün
geldiğimiz noktada, öngörü ufkunun karmaşıklığı ile baş edebilmektir. Muhtemel
bir eylem çizgisinin varacağı sonuçları ve ilgili tarafların tepkilerini
önceden kestirmek ve en uygun yolu belirlemektir. Dünyayı gözleyerek
beklenmeyeni keşfetme ve gelecekteki olayları etkileme gücüne sahip olanların
bilgi ve tecrübe paylaşımı sonuçların çözümünde yeniliklerin temelini
oluşturacaktır.
Bu
nedenle, değişimin içerdiği büyük belirsizliklerin üstesinden gelebilmek için,
teknolojik değişim ile karar alma süreçlerini beslemeliyiz. Sistemli olarak
birlikte düşünmeye ve müzakereye yönlendirerek yeni imkânlar eliyle toplumu
ihtiyacını karşılamalıyız. Bugün, dünümüzden, bu “sefer öncekinden önde
olmalıdır.
İnsanın normal olarak 30- 35 yaşlarında elde edeceği imkânlara, 25 30 yaşında sahip olma hırsı hayatın dengesi ile oynamaktır. Hâlbuki insanın etkin “çalışma” ve “sosyal” dönemi 35’ten sonra başlamaktadır. Hayatın baharında hayatın dengesini kaybettiren böyle bir tercih, geri kalan ömrü de işlevsiz kılmaktadır.
Hayatın
dengesini kaçıranlar hayat boyu soğurulurlar! Bu soğurmayı durduracak tek şey;
insan üç boyutlu inancını yaşarken iki boyuta indirgememesidir. İnsan, “hayatı
yaşamak” varken “hayatı kazanmak” adına kazanmak ve kaybetmek arasında bir
seçim yapmaya mecbur olmadığını ve sadece görevini yapmak zorunda olduğunu
bilse yeter!
Düşünmeden
yaşıyorsak, başka hayatların figürü olmaya mahkûm kalacağımızı görmeliyiz.
Yanlış giden bir şeyler olduğunu hissediyorsak, yanlış sıralanan bir şeylerin
olduğunu bilmeliyiz. Çünkü “niçin” cevabını veremediğiniz her “ne” varsa
“nasıl” yapılırsa yapılsın sonunda önemini kaybedecektir.
Selam ve Dua ile
Zübeyt
BOZKURT