Haklıdan Yana Zübeyt BOZKURT
Haklıdan
Yana
İnsan alışverişte belli olur, diye bir söz
vardır. Bu sözle, menfaat söz konusu olunca, insanı asıl tabiatını
gizleyemediğini, asıl mayasının o zaman ortaya çıktığını anlamak isterler.
Bilindiği üzere peygamberimiz sallallahu
aleyhi vesellem peygamberlikten önce ticaretle meşgul olmuş, alınmış, satmış,
biriyle ortaklık yapmış, kiraya vermiş, kiralamış, netice itibari ile bütün bu
konularda başarılı bir imtihan vermiş, bu sebeple de “ güvenilir insan”
anlamında el emin lakabıyla anılmıştır. Peygamber olduktan yıllar sonra
karşılaştığı Saib adlı ortağını:
Beni tanımadın mı? Diye sorduğunda, eski
ortağı: “senin nasıl tanımam! Ortağım değil miydin? Hem sen ne iyi ortaktın. Aldatmazdın
ve insanla çekişmezdin demiştir.
Demek ki bir tüccarın ticaret hayatında ve
hele ortağın da en fazla aradığı özellik, birbirini aldatmamak, alırken veya
satarken, çekişmemek ve münakaşa etmemektir.
Peygamber efendimiz peygamberlikten sonra,
artık ticaret yapmasa da her zaman ticari hayatın içinde olmuştur. Alışveriş
yaparken insanların ibret ve örnek alacağı pek çok mükemmel davranışlar ortaya
koymuştur.
Hazreti Ayşe (ranh) anlattığına göre Peygamberimiz
bir gün bir bedeviden hurma karşılığında kesimlik bir deve satın aldı. Deveyi
alırken, evde onun parasını ödeyecek kadar hurma bulunduğunu sanıyordu. Bedevi
ile beraber gelip te evde hurma olmadığını anlayınca, dışarı çıkıp ona durumu
anlatmaya çalıştı:
“Evde hurma olduğunu zannederek senden
deve almıştım. Meğer evde hurma yokmuş” dedi. Buna canı sıkılan bedevi:
“Şu uğradım haksızlığa bak!” Diye
söylendi.
Bedevinin bu saygısız tavrı, Peygamberimizin
incinmesine gönüller razı olmayan ashabı kiramı pek öfkelendirdi:
“Allah canını alsın be adam! Resulullah hiç
haksızlık eder mi? Diye çıkıştılar.
Peygamberler
sultanı asabını şöyle teskin etti:
“Bırakın söylesin; zira hak sahibinin
konuşma yetkisi vardır.”
Bu olayda Peygamberimizi asıl üzen şey,
bedevinin bir haksızlığa uğradığını düşünmüş olmasıydı. Onun gönlünü almak için kendisine tekrar özür
beyan etti. Fakat bedevi hiç oralı değildi. Gönüller sultanı, bedevinin gönlünü
almaya bir daha teşebbüs edip de adamın buna yanaşmadığını görünce, Ensarı
kremden havale binti hakim’den ödünç hurma alarak borcunu fazlasıyla ödedi. Allah’ın
Resulü ve Bedevi’nin sevindirdiğini görünce Ashabına dönerek, borçlarını en iyi
şekilde ödeyenlerin kıyamet gününde Allah‘ın seçkin kulları olacaklarını
söyledi. ( Ahmet bin Hanbel Müsned VI, 269)
Peygamberimiz şahsına karşı yapılan
haksızlıkları kolaylıkla bağışlardı.
Haklı ve alacaklı olan kimselere son derece mülayim davranır, onların
haşin tavırlarını anlayışla karşılardı.
Bu olayda görüldüğü üzere muhatabının haklılık payı varsa ona haklı
olduğunu özellikle belirtir, gönlünü almaya çalışır ve kendisini asla
gücenmezdi. Asabının kendi tarafını tutmalarını, alacağını isteyen kimseye
karşı sert ve kırıcı davranmalarını doğru bulmazdı.
Peygamberimizin hayatındaki bu kabil alışveriş
olaylarından biri pek hoştur. Bilindiği üzere Allah’ın peygamberi. Eline geçen mali
mülkü ihtiyaç sahiplerine hemen dağıtmayı pek severdi. Birazını da bir kenara
koyayım, belki lazım olur, diye düşünmezdi. Kendisinden bir şey isteyeni reddetmediği,
elinde yoksa birinden borç alıp verdiği içinde borçtan bir türlü kurtulmazdı.
Arz edeceğim olayın kahramanı Yahudi
âlimlerinden Zeyd İbni Sane’ ne dir. O günlerde henüz Müslüman olmayan Zeyd,
beklenen Peygamber’in özelliklerine dair Tevrat’ta yazılı bilgilerin Hazreti
peygamber de bulunup bulunmadığını araştırıyordu.
Bu özelliklerin çoğunu onda görmekle
beraber, ikisini henüz tespit edememişti:
Acaba kendisine karşı kaba saba
davrananları bağışlıyor muydu?
Kendisine yapılan kabalıklar arttıkça onun
hilmi ve hoşgörüsü de o nispette artıyor muydu?
Yine bir gün Zeyd İbni Sane Hazreti
Peygamber’in tavırlarını kontrol etmeye karar verdi. Resulullah’ın yanında
Hazreti Ali olduğu halde evinden çıkarken görünce peşine takıldı. O sırada
bedevi giyimli bir adam peygambere yaklaşarak:
“Ya Rasulullah! Ben falan kabile halkına,
Şayet Müslüman olurlarsa, kendilerine Allah’ın bol rızık vereceğini
söylemiştim. Onlar da Müslüman oldular. Ne yazık ki kabilelerinde kıtlık baş
gösterdi. Adamlar çok zor durumda kaldı.
“Dünyalık ümidiyle Müslüman olan bu adamların,
umduklarını bulamayınca tekrar eski dinlerine dönmelerinden korkuyorum. Şayet
onlara yardım etmek için bir şeyler göndermek istersen ben götürebilirim” dedi.
Bu konuşmayı dinleyen Zeyd İbni Sane, Hazreti
Peygamberi denemek için uygun bir fırsatın çıktığını düşünerek söze girdi:
“Muhammet! Şayet o adamlara yardım etmeyi
düşünüyorsan, yapacağımız bir mukavele ile sana borç verebilirim” dedi.
Hazreti peygamber de ondan 80 dinar borç
aldı ve gereken yardımı götürmesi için o sahabeye verirken:
“Onları yanına çabuk çek git ve imdatlarına
yetiş” buyurdu.
Bir gün Peygamberimiz yanındaki Hazreti
Ebu Bekir, Ömer ve bazı Sahabilerle baki mezarlığına bir cenaze götürüyorlardı.
Peygamberimiz cenaze namazını kıldırınca Zeyd ona yaklaştı ve mübarek
sırtındaki cübbesi var gücüyle çekti.
Onun neden böyle yaptığını henüz
anlayamayan Allah’ın Resulü; yere düşen cübbeye, Bir de Zeyd’in asık suratına
hayretle bakarken Zeyd tasarladığı şekilde konuşmaya başladı:
“Borcunu ödemeyecek misin, Muhammed? Siz
abdulmuttalip oğulları zaten borçlarınızı” hep geciktirirsiniz dedi. Halbuki
peygamberimizin Zeyd’den aldığı borcun vadesi daha dolmamıştı.
Olayı anlatan zeyd diyor ki, Bu sırada
dönüp Ömer’e baktım. Göğsünün körük gibi kabarıp indiğini görünce yüreyim
ağzıma geldi. Ömer yüzüme sertçe bakarak:
“Ey Allah‘ın düşmanı! Sen bu sözleri
Resulullah’a söylüyorsun öyle mi? Ona
hem saygısız davranıyor hem de edepsizce konuşuyorsun ha! Onu peygamber olarak
gönderene yemin ederim ki, Şayet Resulullah sana borçlu olmasaydı, kelleni
uçururdum” diye bağırdı.
Kendi yanında bir Yahudi’nin Allah
Resul’üne hakaret etmesine dayanamayan Hazreti Ömer öfkeden köpürürken
efendimiz ona gülümseyerek baktı ve:
“Sakin ol, Ömer! Şu anda hem ben hem de bu
zat senden daha farklı bir davranış beklemekteyiz. Sen bana borcumu güzel bir
şekilde ödememi, ona da alacağını daha uygun bir dille istemesini tavsiye
etmeliydin. Gerçi borcun vadesinin dolmasına daha üç gün var ama, hadi sen
kalk, ona borcumuzu öde. Kendisini korkuttuğun için de bir Ölçek fazla ver”
buyurdu.
Zeyd alacağını fazlasıyla tahsil ettikten
sonra Hazreti Ömer’le sohbete başladı:
Beni tanıyor musun, Ömer?
Hayır, tanımıyorum, kimsin?
Zeyd İbni Sane’yim.
Şu Yahudi alim olan mı?
Evet, o.
Peki Resulullah’a karşı niye böyle
davrandın? O Acayip sözleri niçin söyledin?
Bak Ömer! Resulullah’ın yüzüne her baktığımda,
Peygamberlik alâmetlerinin tamamını ondan geliyordum. Fakat onda bulunması gereken iki özelliğe
sahip olup olmadığını bugüne kadar anlayamamıştım.
Acaba kendisine karşı kaba davrananları
bağışlıyor muydu? Kendisine yapılan kabalıklar arttıkça, hoşgörüsü de onu
nispette artıyor muydu? İşte bugün ben onu denedim ve kendisinin beklenen
peygamber olduğunu anladım. Allah’ı Rab, İslami din, Muhammed’i Peygamber olarak kabul ettiğime, Malımın
yarısını da ümmeti Muhammed’e sadaka olarak başladığıma şahit ol.
Zeydi’n Müslüman olmasına sevinen Hazreti
Ömer onu uyardı:
“Malını bütün Müslümanlara yetiştirmezsin.
Bari bazılarına bağışladığını söyle” dedi.
Zeyd onu doğruladı:
Haklısın, Malımın yarısını bazı
Müslümanlara bağışlıyorum.
Sonra beraberce kalkıp Resulullah’ın
huzuruna gittiler. İçeri girer girmez Zeyd Kelime i şahadet getirerek Müslüman
oldu. Daha sonraki günlerde birçok savaştan Allah’ın Resulü ile birlikte
düşmanlara karşı kılıç salladı.
Kimilerinin, Bu olayda görüldüğü gibi, Peygamberimizi
öfkelendirmek için özel çaba harcaması, kimilerinin de, bazı bedevilerde
görüldüğü üzere, tabiatındaki katılık ve kabalık sebebiyle onu incitmesi,
Peygamberimizin tavrını hiçbir şekilde değiştirmemiştir.
Burada başımızı ellerimizin arasına alarak
ve kendimizi Peygamberimizi yerine koyarak, böyle olaylar karşısında ben ne
yapardım, diye düşünelim.
Selam
ve Dua ile
Zübeyt
BOZKURT