İslam Kardeşliği Zübeyt BOZKURT
İslam Kardeşliği
Müslüman
toplumlarda toplumsal birlik ve beraberliğin temel taşlarından belki de en
önemlisi kardeşlik müessesesidir. Bu müessesenin nasıl kurulduğu ve nasıl
korunması gerektiğini anlamak için Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflere bakmamız
yeterli olacaktır.
Peygamber
Efendimiz (sav)’in Mekke’den Medine’ye hicretinden 5 ay sonra Ensar ile
Muhacir’in kardeş ilan edildiğini bilmeyenimiz yoktur. İşte, en güzel kardeşlik
örneğini sergileyen Ensar’ı Allah (cc);
“Gönüllere imanı yerleştirmiş”,
“Kendilerine göç edenleri seven”,
“İçlerinden göç edenlere karşı rahatsızlık duymaz”,
“Onları kendilerine tercih eden” ve
“Nefsinin cimriliğinden korunan”¹ kişiler olarak anlatıyor ve
övüyor.
Bir başka
ayet-i kerimede ise, “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin
arasını düzeltin.” Emri ile dünün, bugünün ve yarının Müslümanlarına nasıl
davranmaları gerektiği bildirilmiştir.
Peygamber
Efendimiz (sav), ilk İslam devletini kurduktan sonra Müslümanlar arasında
birlik ve beraberliğin sağlanması için “kardeşlik müessesini hayata
geçirmiştir. Bu, ilk olarak Mekke’de kölelikten kurtulan Müslümanlar ile bazı
Müslümanların kardeşliği ile başlamıştır. İkincisi, malını mülkünü ailesini
Mekke’de bırakarak Medine’ye hicret eden Muhacir ile bunlara kucak açan, her
şeyini onlarla paylaşan Ensar’ın kardeş ilan edilmesiyle devam etmiştir. Bu
sayede ırk, dil, renk, nesep gibi ayrımlar yapılmadan din birlikteliği
etrafında toplanılmıştır.
Hz. Peygamber
şöyle demiştir: “Biriniz, kendisi için istediğini, kardeşi için de istemedikçe
iman etmiş olmaz.”
Allah için sevmek ve din yolunda kardeş olmak ibadetlerin en
faziletlilerindendir. Bu kardeşliğin haklarını yerine getirmekle insanoğlu
Allah Teala'ya yakınlaşır ve o hakları gözetmekle insanoğlu yüce derecelere
ulaşır.
Aynı anne
babadan meydana gelen kişilere kardeş denildiğine göre Hz. Adem ve Havva’dan
meydana gelen bütün insanlar kardeş sayılır. Kur’an’ın bazı ayetlerinde “Ey
insanlar!... denilmesi, bazı ayetlerinde ise “Ey Âdem oğulları!...” diye
insanlığa hitap edilmesi tüm insanların kardeş olduğuna dikkat çekmek içindir.
Bir ayette Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle
bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için sizi milletlere,
sülâlelere ayırdık...” Bu ayete göre bütün insanlar bir erkek (Âdem) ile bir
kadından (Havva) meydana gelmiştir. O halde bütün insanlar aynı asıldan olup
tek bir özden yaratılmışlardır. Köken itibariyle kardeş olan insanlar farklı
kimliklerle tanınıp birbirleriyle tanışmaları için çeşitli gruplara
ayrılmışlardır.
Allah (c.c.)
insanlara Hz. Âdem’in soyundan geldiklerini, onun şeytanla mücadelesini;
şeytanın, hem Hz. Âdem’in hem de neslinin düşmanı olduğunu bildirmiş, şeytana
uyarak yanlış yollara sapmamalarını ve birbirlerine haksızlık etmemelerini
hatırlatmıştır. Kur’an’da; insanın sosyal yönüne dikkat çekilip evrensel manada
ilkelere vurgu yapılırken “Ey insanlar!” şeklinde; ataları Hz. Âdem’in
kıssasından ibret alıp şeytana karşı mücadele etmeleri istenirken de “Ey Âdemoğulları!”
şeklinde hitap edilmiştir. Ancak Kur’an’daki bu tür hitaplarla aynı atadan
gelen nesiller kastedilmiştir.
Hz. Âdem’in
neslinden gelen tüm insanlar genel anlamda kardeş sayılmakla birlikte
mahremiyet, miras ve nafaka hükümlerini etkileyecek derecede yakınlık ifade
eden kan ve süt bağına dayalı daha özel bir kardeşlik söz konusudur.
İslam dininde
aynı atadan gelen ve aynı anneden doğup süt emenler kardeş sayılmıştır. Bununla
birlikte asıl önemli olan din kardeşliğidir. Din kardeşliği olmadığı zaman
diğer kardeşlik bağları zayıflamakta bazen de kopma noktasına
gelebilmektedir.
Kardeşliğin en
güzel örneğini Asr-ı Saadet’te sahabiler sergilemişlerdir/göstermişlerdir.
Peygamberimiz (s.a.v.); tüm varlıklarını Mekke’de bırakıp Medine’ye hicret eden
Muhacirlerle, Medine’nin yerlisi olan Ensar’ı kardeş ilan etmiştir. Daha önce
birbirlerini hiç tanımadıkları halde aynı dine inandıkları için kardeş olan
sahabiler yiyeceklerini, içeceklerini, evlerini, kısacası tüm imkânlarını
paylaşmışlardır. Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.) Medîne’ye gelmeden evvel
birbirlerine düşmanlıklarıyla ün salmış Evs ve Hazreç kabilesine mensup
fertleri iman bağıyla kardeş yapmıştır. Bu insanların kalplerinin birbirine ısınması
ve kardeş olmaları tamamen Allah’ın yardımı ile mümkün olmuştur.
Bir mümin
kendini asla başkalarından üstün görmemelidir. Bütün insanlar aynı özden
yaratılmışlardır; hem kökeni hem de biyolojik temel özellikleri aynıdır. Köken
itibariyle kardeş olan insanlar birçok hikmet yanında farklı kimliklerle
tanınıp tanışmaları için gruplara ayrılmışlardır. Her grup, başkalarından
farklı, kendi aralarında ortak özelliklere dayalı olarak birleşir ve
yardımlaşırlar. Bu birleşme ve dayanışmada temel unsur dindir.
Hukuk ve
eşitlik açısından kanun önünde hiçbir insan diğerinden üstün olamaz. Zira bir
hadîste “İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittir. Kimsenin bir diğerine karşı
üstünlüğü yoktur. Üstünlük takvadadır” buyrulmuştur. İnsanlar arasında bir
takım maddi farklılıkların olduğu ayetlerce de kabul edilen bir vakıa olsa da
Allah (c.c.) katında asl olan manevi üstünlüktür.
Hz. Peygamberimiz şöyle buyuruyor; En üstün ve en değerli
amel, sevdiklerinizi Allah rızası için sevmek, sevmediklerinizi de yine Allah rızası
için sevmemektir.”
Kardeşlik
sevgisi şudur ki; ben ateşten çıkmayınca sen de cennete girmemelisin. Beni
bekleyip birlikte cennete girmeye çalışmalısın. İşte kardeş sevgisi budur.
Yoksa ateşi görünce beni bırakıp kaçman değildir.”
Aşikar olan
şudur ki: İslam birliği ve beraberliği bu dinamik kardeşlik ilişkileri üzerine
kuruludur. Ehl-i iman için asıl olan Allah’a kulluk,
bunun gerisi masal! Kabrin habercisidir kundaktaki çocuğun konulduğu beşik.
Dünya hayatı bir uykudur; rüya gibi geçer, geri kalan
ömür ise bir rüzgâr gibi uçar gider.
Sevgi ile dolalım….!
Gelin kardeş olalım…!
Selam ve Dua İle
Zübeyt BOZKURT