Konuşmalarda Kuranı Rehber Edinmek Zübeyt Bozkurt Ankara medya
Konuşmalarda Kuranı Rehber Edinmek
Allah bir ayeti kerime de “ Bu bir
kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna
çıkarman için sana indirdik.[1]
Sözleri ile Kur’an‘ın indirilişi
hikmetlerinden birinin insanların nura çıkarmak olduğunu açıklamaktadır.
Kuran, indirildiği günden bu yana
Allah‘ın koruması altındadır ve hiçbir bozulmaya uğramamıştır. İnsanlara bir
öğüt ve uyarı olarak indirilmiştir; iman edenler için şifa, hidayet ve rahmet
kaynağıdır. Sözlerin en güzelidir, doğruyu yanlıştan ayırır ve kendisiyle amel
edenleri doğruya eriştirir.
Kuranın bu hikmetini kavrayan bir
insan onu kendisine rehber edinir. Kur’an ayetlerini kalben özümsendiği için,
tüm konuşmaları Kuran ahlakını yansıtır nitelikte olur. Hayatının her
aşamasında bir söz söylerken, bir karar alırken, her kararı, her tavsiyeyi
Kur’an ayetleri ile mutabıktır. Çünkü Kuran,
Allah sözüdür ve insanlara her konunun en doğrusunu Allah katında
bildirmektedir. Kendisini kuranı ölçü olarak konuşan bir insan, her
konuşmasında mutlaka üstün ve galip gelir. Çünkü Kur’an ayetleri her türlü
cahilce mantığı çürütüp, yok eder, hakkı ortaya çıkarır.
Allah bu durumu bir ayetinde “Hayır,
biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir.[2]
Sözleriyle açıklamaktadır.
Kur’an ahlakına uygun konuşan bir
kimsenin sözleri samimi insanlar için şifa ve rahmettir. Öğüt alma, faydalanma
ya da hikmetlerini anlama niyetiyle dinleyen insanlar, bu konuşmalar sayesinde
Allah’ın izniyle doğru yolu bulurlar.
Ayrıca Kur’an‘ın rehberliğinde
konuşan bir kimsenin her konuşması hikmetli olur. Verdiği her örnek, dikkat
çektiği her nokta, vurguladığı her detay
son derece etkili ve düşündürücüdür. Samimi, içten gelen ve hakkı savunan bir üslup
kullandığı için etkileme gücü de son derece yüksektir. Dinlediklerini
vicdanlarıyla değerlendiren insanlar böyle konuşmaların doğruluğunu da kesin
olarak tasdik ederler.
Samimiyetsizce ve karşı gelme
niyetiyle dinleyen kimseler ise iman edenlerin konuşmalarındaki hikmeti ve
etkileyiciliği görmek istemez ve bunları çeşitli iftiralarla örtmeye
çalışırlar. Kişinin konuşmalarına bu üstünlüğü kazandıranın Kur’an
ayetlerindeki hikmet olduğunu kavramadıkları için altında mutlaka bir oğlan
üstünlük aramaya kalkarlar. Oysa bunlar kurana uyan ve onu kendisine rehber
edinen her insanın kolaylıkla kazanabileceği imanı özelliklerdir. Ancak iman
etmeyenler bu durumu anlayamazlar.
Bu duruma Kur’an‘da pek çok örnek
verilmiştir. Örneğin Peygamberimiz Hz. Muhammed’in etkili ve kıymetli
konuşmaları karşısında inkâr edenler ve müşrikler büyük bir şaşkınlığa
kapılmışlardır. Geniş kitlelerin, kısa süre içerisinde Peygamber Efendimizin
konuşmalarından etkilenip ona tabi olmuş olmaları bu insanları büyük hayrete
düşürmüştür. Hazreti Muhammed (selallahu aleyhi vesellem) konuşmalarını etkili
ve hikmetli kılan Kur’an ayetleri olduğunu kavrayamadıkları ya da belki de bu
durumu kabullenemedikleri için Peygamberimizi büyücülük, şairlik gibi olmadık iftiralarla
itham etmeye kalkışmışlardır. Oysa bütün insanlara olduğu gibi peygamberlere de
nutku verip konuşturan Allah’tır. Allah ayetlerinde şöyle buyurmuştur:
“ Sahibiniz ( arkadaşınız olan
peygamber) satmadı ve azmadı. O, hevadan ( kendi istek, düşünce nutuklarına
göre) konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.[3]
Ayetlerde de görüldüğü gibi Peygamberimiz,
Allah‘ın sözü olan Kur’an ile konuştuğu için tüm sözleri son derece etkili ve
hikmetli olmuştur. Onun sözlerini dinleyerek iman eden insanların kalplerine
imanı ve etkilenme gücünü veren Allah’tır. Allah‘ın büyüklüğünü takdir edemeyen
insanlar ise etkiyi ve hikmeti başka yerlerde aramakla büyük bir gaflete
düşmüşlerdir.
Allah her varlığa bir kader takdir
etmiştir. Bir insanın hayatı boyunca yaşayacağı her olayı, göreceği her
insan, çalışacağı her iş, hatta
söyleyeceği her söz Allah katında daha o insan doğmadan önce belirlenmiştir.
Ayrıca Allah zamandan münezzeh olduğu için, canlı cansız tüm varlıkların hayatı
Allah katında yaşanmış ve sonuçlanmıştır. Ancak zamana bağlı olan insan, olup
bitmiş bu olayları zaman geçtikçe görebilmektedir. Bugün 40 yaşında olan bir
insanın geçmiş 40 yılı nasıl yaşanmış ve bitmişse bu kişinin 70 yaşına kadar
yaşayacağı farz edersek önündeki 30 yılı da gerçekte Allah katında tek bir an
için yaşanmıştır. Ama insan, bu yaşanmış
ve sonuçlanmış olayları ancak önündeki 30 yıllık zaman dilimi içerisinde
görebilecektir.
Kısacası, “ gelecek” diye tarif
ettiğimiz ve henüz gerçekleşmemiş olaylar silsilesi, aslında Allah‘ın ezeli ve
ebedi ilminde başlamış ve bitmiştir. Allah katında yaşanmış ve bitmiş olan bu
olayların tamamı ise o insanın kaderini oluşturur. Her insanın bir kaderi
vardır ve bu kaderinin dışına asla çıkamaz. İnsan geçmişini nasıl
değiştiremiyorsan geleceğini de değiştiremez. Çünkü her ikisi de Allah‘ın
katında yaşanmış, görülmüş, şahit olunmuş olaylardır. Ancak kimi insanlar,
geleceğine ait bilgilere sahip olmadıkları için geleceklerinin kendi ellerinde
olduğunu zannederler. Bu sebeple de kadere inanmaz veya kaderlerini
değiştirebilecekleri gibi bir yanılgıya düşerler. Oysa insanın tüm hayatı
çekilmiş ve bitmiştir bir film kaseti gibidir. İnsan kaseti seyrettikçe onları
görür; filmin sahnelerini değiştirme ve filme müdahalede bulunma imkânı yoktur
aynı şekilde kader dâhilinde gerçekleşen olaylara bir müdahalesinin söz konusu
değildir.
Allah’ın her insanın bir kaderi ile
yarattığı ve insanların kaderleri dışındaki bir olayla asla karşılayacakları
Kur’an‘da şöyle bildirmektedir.
“Hiç şüphesiz, biz her şeyi kader
ile yarattık.”[4]
Ayetlerde bildirdiği gibi, sadece
insanlar değil, tüm eşyalar ve tüm canlılar, yani her şey bir kader ile
yaratılmıştır. Evinizdeki ahşap masanızdan ayağınızdaki ayakkabıya, bahçenizdeki gülfidanından dolabınızdaki
giysilere, dostlarınızdan kendinize
kadar her varlığın Allah katında belirlenmiş bir kaderi vardır.