Kuran da Asım Neslinin Övgüyle Bahsedilmesi Zübeyt Bozkurt Ankara Medya
Kuran’da
Asım Neslinin Övgüyle Bahsedilmesi
Muhammed
Allah‘ın elçisidir. Onunla birlikte hareket edenler saldırgan kâfirlere karşı
çok çetin ve tavizsiz, birbirlerine karşı ise çok şefkatli ve merhametlidirler.
Sen onları hep ruhu ve secde eder halde görürsün. Onların gayesi Allah‘ın lütüf
ve rızasına nail olmaktır. Alametleri ise alınlarında ki secde izleridir.
(Fetih 29)
Davetçi,
tüm varlığıyla İslam davasına adanmış vahit ve mücahit adamdır. Onun her
hareket ve tavrı hatta görüntüsü bile adanmışlığının en belirgin kanıtıdır.
Tarih boyunca davet yolunun erleri, Kur’an’ın da tarifi ve tasdikiyle belli
özelliklere haiz olmuşlardır. Fetih Suresi nde bizzat Allah tarafından örnek
olarak anlatılan dava adamları ve davetçilerin birinci ayrıt edici özellikleri,
kâfirlere karşı tavizsiz, mümin kardeşlerine karşı ise son derece merhametli ve
şefkatli olmalarıdır.
“Müminler
saldırgan kâfirlere karşı çok çetin ve tavizsiz, birbirlerine karşı ise çok
şefkatli ve merhametlidirler.”
Oldukça
meşakkatli ve çileli bir yolda ilerleyen davetçiler, her türlü uzlaşma
tekliflerine karşı taviz vermeden, tehdit, boykot, işkence gibi sıkıntılara
aldırış etmeden yürürler. Bu yolda İslam cemaati içinde karşılaştıkları
problemleri kardeşlik hukukuna zarar vermeden çözüme yoluna başvururlar.
Kardeşleri tarafından biri eziyete maruz kaldıklarında ise şefkat ve merhamet
prensibiyle hareket ederler. Bencillik, kibir, nefret gibi düşük karakterleri
onların hayatlarında görmek mümkün değildir.
Onların
sahip oldukları tüm hoşgörü ve diyalog potansiyeli, Kuran’ın da dikkat çektiği
vazgeçilmez bir ilke olarak ancak mümin kardeşleri ve ezilenler içindir.
Bu
sürede örnek olarak anlatılan mümin Davetçilerin ikinci belirleyici özellikleri
ise hayranlık uyandıran kulluklarıdır.
“Onları
hep rükû ve secde eder halde görürsün”
Büyük
bir dikkatle yerine getirdikleri farz ibadetlerinin yanında kendilerini Allah’a
yaklaştıracak nafileleri sürekli ve bilinçli bir şekilde ifa ederler. Ruku
ederler, secde ederler, ilim
meclislerinde sürekli bir yere sahiptirler. Zikir ve tesbıhat dillerinden asla
düşmez ve her durumda dua halindedirler. Elbette ki onların da günlük işleri
özel hayatları vardır. Ancak bu bahsettiğimiz durumlar onların hayatlarındaki
değişmeyen halleridir. Yani onlar tüm işlerini Allah’ın huzurunda rükû ve
secdedeymiş gibi ibadet bilinciyle yaparlar.
Bu
halleriyle onlar, bu geçici dünya hayatı içerisinde asıl hedef ve gayelerini de
ortaya koymuş olurlar. Onların tek bir hedefi vardır; “Allah‘ın lütüf ve
rızasını nail olmak”. Yapılan tüm İslami çalışmaların, akıtılan terlerin, çekilen
çilelerin, organize edilen programların tek ve asıl amacı Allah’ın rızası ve
kulluktur. Ayette bu gaye ön plana çıkarılarak araçların amaç haline gelmemesi
gerektiğine de dikkat çekilmektedir.
İslami
çalışmalar içerisinde uzun bir müddet bulunan insanları bekleyen en büyük
tehlike, sıradanlaşma ve asıl amacı unutma tehlikesidir. Zaman içerisinde
yapılan işler günlük rutin ve mekanik faaliyetlere dönüşmemeli, her çalışma
sırasında hedef yeniden hazırlanmalı ve niyetler tazelenmelidir.
Allah’ın tevrat ve İncil ‘den sonra
Kur’an‘da da kıyamete kadar gelecek tüm müminlere örnek olarak sunduğu son
özellik ise davetçilerin samimiyetlerinin ve ihlaslarının dışa vurumu olan
simalarında ve alınlarındaki secde izidir.
“Alametleri ise alınlarındaki secde
izleridir. “
Bu durum izzet ve şerefin, ciddiyet ve
samimiyetin, vakar ve onurun, gece ibadeti ve sürekli zikrin, cihadın hayret
verecek şekilde yüz hatlarında belirginleşmesidir.
Davetçi, Bu özelliklere sahip olduğu andan
itibaren görüldüğünde Allah’ı hatırlatan adam haline gelir ve yüksek bir
mertebe olan Allah “dostum makamına “yükselir. Tıpkı bir sahabenin Hazreti
Peygamber’e:
Ey Allah‘ın Resulü! Allah’ın dostları
kimlerdir diye sorduğu zaman:
Gördüklerinde insana Allah’ı hatırlatan
kimselerdir. (Heysemi x/78)
Cevabında Resulullah’ın bahsettiği adam
haline dönüşür.
Davetçi
yaptığı çalışmaların karşılığını sadece Allah’tan bekleyen adamdır. Desinler,
görsünler, bilsinler, sevsinler, ölsünler diye parmağını bile kıpırdatmanın,
şirk kadar büyük bir günah olduğu bilinciyle tüm niyetlerini Allah rızasına
endeksleyen adamdır. Reklamcılık ve vitrincilik, gösteriş ve abartılı tavırlar
onun karakteriyle asla uyuşmaz.
O, daima gizli kahraman olmayı tercih
eder. Allah görsün yeter anlayışı temel felsefesidir. Çileleri işlerin tamamı
onun sırtından geçer. Ama yapılan iş Allah içinse, çekilen çile ibadettir
birinciyle hareket eder. En çok o terler, en çok o yorulur, en çok o
eleştirilir; ama en az ona değer verilir.
En az o konuşturulur. En az o bilinir. İşte o Allah ‘ın razı olduğu
meçhul adamdır.
Bir gün Hazreti Ömer yanında oturanlara;
Ecir yenildin insanın en büyük kimlerdir
diye sordu. Onlarda oruçtan, namazdan söz ederek.
Müminlerin emrinden sonra, ecir bakımından
falan falan kimseler büyüktür diye cevap verdiler. Hazreti Ömer: kimin büyük
olduğunu size söyleyim mi? Dedi. Söyle dediler.
Hz. Ömer:
Attının gemini tutarak İslam ülkesinde
mücahitlik yapan, hizmet eden ve canavar mı yiyecek, zehirli bir hayvan mı sokacak,
düşman mı yakalayacak diye hiçbir tehlikeyi umursamayan bu meçhul adam var ya,
işte o saydığımız kimselerden Müminlerin emrinden daha kat kat üstündür dedi. (
Kenzü’l un mal II/289)
Hazreti
Ömer’in kendisinden bize faziletli gördü bu meçhul adamlar, davanın yükünü
çeken çilekeş Müslümanlardır. Tarih boyunca İslam davası için bu meçhullerin
sırtındaki yükselmiştir. Onlar insanlar tarafından pek değerli görülmese de Resulullah’ın
dilinden onların duaların asla geri çevrilmeyeceği öğreniyoruz.
Önde
de ya da arkada olmak, tanımak ya da tanımamak onlar için önemli değildir.
Önemli toplantı ve buluşmalarda, meclislerde bir yerleri de yoktur.
Selam ve Dua ile
Zübeyt
BOZKURT