Kürt Sorunu mu? İnsanlık Sorunu mu? Zübeyt BOZKURT Ankara medya
Kürt
Sorunu mu? İnsanlık Sorunu mu?
Biz
büyük bir milletiz. Büyük ve kuşatıcı bir topluluğuz. Büyüklüğümüz ve gücümüz
imanı birlikteliğimizden gelmekte. Millet bilinci içinde iken kavim olgusu
önceliğimiz değildir.
Irkçılık
belası bizi kemirdikçe kemiriyor ve çürütüyor. Ne Türkler ne Kürtler ne Araplar
ne de diğerleri bundan kazançlı çıkar. Çürüme hemen hepimize sarmış durumda,
kendimizi, kurtaramıyoruz bir türlü.
Geçen
yüzyılın başından beri Türk kavmi eksenli bakış, baskıcı tutum ve gerilim
yüzyıllarca silahların gölgesinde süre geldi. İster istemez kitleler bölündü
taraflar oluştu. Kürtler bölgelerinin sosyolojik yapısı gereği kavmiyetçiliğe
hiç de eğilim göstermedi. Medrese
geleneği, İslam’a bağlılık, Kürtleri tarih boyunca İslami özleri gereği isyankâr
olmadılar. Osmanlı Devleti’nin adil yönetimi, kavmi bakıştan uzak oluşu
yönetiminde bulunanları sağlıklı yönetti. Onlarla birlikte kültürlerine saygı
göstererek yaşadı.
Masonik İttihat ve terakki ile birlikte dengeler
bozuldu. Kavmiyetçilik hareketleri aldı başını gitti. Anadolu ise Türk kavmi
eksenli oluşturuldu ve bu bir baskı aracı olarak kullanıldı. Kavmiyetçiler yüzyıl boyunca Osmanlı
yönetimini diğer halkları, kültürleri neden asimile etmediler diye töhmet altında
tuttular. Göreve gelir gelmez de asimilasyona başvurdular. Bu baskıya uzun
yıllar dayanılmazdı, etki tepkiyi doğurdu başka kavimlerin karşı çıkmasına
neden oldular.
Son
çeyrek yüzyıldır üzerimize abandırılan sorunların başında Kürtlerin kavmi bir hareket
içinde ayaklandırılması. 1980 sonrası başlayan Marksist özlü bu ayaklanma
zamanla başka yüzlere de bürünerek bugüne gelindi. Büyük acılar yaşandı.
Bu sorun silah ile çözülmeye çalışıldı.
Silahlar kullanıldıkça taraflar büyük acılar yaşadılar. Uçurum büyüdü. Önü
alınmaz bir sürece girildi.
Batı
ve emperyalist güdümlü yöneticiler, buna isterse siz devlet deyin sorunu
çıkmaza sürükledi. Bölgenin manevi ruhu ortadan kaldırıldı. Medreseler
kapatıldı. Toplumun önünde yer alan manevi kişiler tahrik edildi, baskı altında
tutuldu. Böyle olunca Marksist ruhlu kavime hareket alanı açıldı. Kürtler de
Türkler gibi sekülerleştirildiler, dinden uzaklaştırıldılar. Artık onların
manevi değeri diye bir dayanağı ruhu kalmadı.
Şu
sıralar bu yapı üzerine yapay bir oluşum yapılmak isteniyor. Bu çözüm getirir
mi getireceğini, sanmıyoruz. Kanın durması, İnsanların birbirine kısmi olarak
da olsa yaklaşımları sevindirici olabilir. Fakat bu sürecin arkasından uzun
vadede neler gelebileceğini iyi kötü tahmin edebiliyoruz. Çünkü emperyalistler,
başta ABD ve İsrail, İngiltere, AB Ülkeleri ne Türkiye’yi ne de Kürtleri kendi
başlarına bırakırlar.
Zaten
batılılaşma süreci ile birlikte sorununun temelinde ne Türk ne de Kürt sorunu
var. Sorun, insana değer verilmeyişi. Ve hatta insanlar çıkarlar uğruna ne
kadar kullanılabilir ona bakılır. Batılılar çıkarlarının zedelenmesine asla
izin vermezler. Günü gelince yeni unsurları devreye sokarlar. Buna hazır
kesimler zaten var.
Onlar
için insan değil çıkar önemli. Bugün Kürt sorunu tezgâhta, yarın bir başkası
çok rahat tezgâha sürülebilir. Yedekte
bekleyen başka sorunlar var. İster buna Alevi-Sünni gerilimi, ister laik anti laik
gerilim diyelim. Çünkü silahlı gruplar tetikte bekliyor.
Devlet bu milleti İslam’dan uzaklaştırayım derken kuyusunu kazdı ve bugünlere gelindi. Toplumun manevi eğitimi yok sayıldı. Mevcut Siyasal iktidar da göreve gelindiğinden beri geçici çözümlerle sorunu gidermeye çalıştı, çalışıyor. Çok güçlü olduğu Güneydoğu’da her geçen gün güç yitirdi. Seçimlerde baraj sorunu olmasa onların da bölgede söz sahibi olması ya da milletvekili çıkarmaları çok güç. Bunun içindir ki geçmişten gelen baskıcı yöntemle kendilerine güvenmediklerinden barajlı seçim sistemine devam ettiler, ediyorlar.
Devlet,
kendisine düşman seçtiklerine zulmetmeden mahir. İnsanlar İslam’a bağlıdırlar
diye zülüm gördüler, idam sehpalarında sallandılar. Kendi eğitim kurumlarından
yetişen gençleri sosyalist diye dar ağaçlarına çektiler. Kürtlere benzer tutum
sergilediler. Aleviler bu gerilimden paylarını aldılar. Bugün de karşı grup
diye bilinenlere aynı tutum sergileniyor.
Zülüm
zülümdür, kime yapılırsa yapılsın kabul edilemez. Geçmişte biz onlardan zülüm
gördük diye kimse zülüm etme hakkını doğurmaz.
İslam,
insanı en son noktaya kadar kurtarmaya çabalar. Bağışlamak için bütün çabasını
harcar. Ağır ceza en son çaredir. Buna bile başvurulmamaya gayret gösterilir.
Türkler de Kürtler de Müslüman’dırlar, bütün Müslümanlar kardeştirler. Bu
kardeşlik diğerlerinden çok daha öndedir.
Elimiz
kalem tuttuğundan ve biz İslam kardeşlik bilinci edindiğimizden beri, bu
karmaşanın ancak İslam’ın Özü ve ruhuyla, kardeşliğiyle giderebileceğini yazdık,
anlattık, konuştuk. En zor zamanlarda
bile Kürtçe kitap yazdık.
Asıl
sorunu irdelemeye yerimiz kalmadı. İleriki zamanlarda detaylı bir şekilde
yazmaya devam edelim en iyisi. İslam bilinci içinde Araplar, Türkler, Kürtler,
Acemler, Berberiler, Urdular ve diğer kavimler kardeşlik ruhunun en soylusunu
asırlarca birlikte yürüttüler.
Büyük
acılar yaşanmasına karşın taraflar birbirlerine hoşgörüyle baksınlar. Sevgiyle
birbirlerini kucaklasınlar. Kan, kan ile
yıkanmaz.
Biz
bir milletiz. Aynı toprağın hamurundan yoğrulmuşuz. İrsi kardeşlik ötesinde bir
kardeşliğe sahibiz. Yeter ki; iyi niyetlerimizle yeni bir yolculuğa çıkalım.
Siyasal hesap ve çıkarları bir kenara atalım. En doğudan en batıya kadar hemen
herkes birbirini kucaklamaya hazırlansın. Gönül kapılarını geniş tutsun,
sevgiyle baksın. Hal olmayacak bir şey yok.
Biz Müslümanız ve İslam
milletindeniz.
Selam ve Dua ile
Zübeyt BOZKURT