Müslüman Kişinin Nezaketi Zübeyt Bozkurt Ankara Medya
Müslüman Kişinin Nezaketi
Müslüman, ibadete hayatı kuşatan bir
anlam yükleyen insandır. Karıncayı
ezmekten kaçınmak şeklinde sembolleştireceğimiz bir hassasiyet Müslüman için
olması gereken incelikler arasında bulunmalıdır. Bir rahmet kitabı olan
Kur’an’a iman etmeni en tabi gereklerinden biri olarak incelik ve nezakete
riayete gösterebiliriz.
Allah Kuran’ı Kerim’de Peygamberinin
gönüllere girmedeki başarısını bu incelik ve nezaket olarak
adlandırabileceğimiz tutumuna bağlamıştır:
“Allah
tarafından lütfedilen bir rahmet sâyesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer
kaba, katı kalpli olsaydın, insanlar etrafından dağılıp giderlerdi. Artık
onları affet, onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Karara bağlanacak işlerde
onlarla istişare et! Kesin kararını verince de, yalnız Allah’a güvenip dayan!
Çünkü Allah, kendisine güvenip dayananları sever.”[1]
Bu ayettin muhtevası oluşturan
kitlenin cahiliye adı verilen vahşi bir topluma müntesip insanlarla alakalı olduğunu
tespit edelim. Müslüman için nezaket ve incelik temel ilke olmalıdır. Ya da çevre
edinmek, insanlar üzerinde etkili olmak gibi bir emeli olanların böyle bir
siyaset gütmeleri gerekir. Bu doğrunun içinde anne babanın, öğretmenin,
idarecinin inceliği de vardır.
Çocuklara karşı kaba ve hırçın
davrananla merhametli davranan arasında uzun vadeli sonuçlar açısından
merhametlinin lehine bir sonuç vardır. Elbette merhamet, nezaket, incelik, letafet, zarafet gibi
kelimeler ciddiyet ve disiplin karşılaştığına ruhsat değildir. Mesela
merhametimiz cihada engel teşkil etmez, etmemelidir de. Merhametimiz, çocuğumuzun
sabah namazına kaldırmasına karşı uykusunu bölmeye kıyamama gibi bir sonuca
götürmez bizi. Merhametle ciddiyet ve disiplin arasında bir denge kurabilmemiz
halinde uygun olanı yapmış oluruz. Müslüman naziktir ama laubali değildir. Merhametlidir ama dininden tavizkar asla
değildir.
Savaş ahlakı öğreten bir Peygamberin
ümmeti olduğumuzu unutmayalım. Müslümanın evinde ve işinde merhametli, nazik,
sempatik olması budur. Kaba olup dağıtan bir kimliğin sahibi olmakla dininden
taviz vermediği için sempatik bulunmayan kişi olmak arasındaki bariz fark
budur. Muhatabının hassasiyetlerini, hissiyatını dikkate alarak konuşmak, ona
göre hareket etmek Nezaketli olmanın gereğidir.
Hz. Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “mümin
yerici, lanetçi, kötü sözlü ve kötü
davranışlı değildir”. Yerici, lanetçi, kötü konuşan, kötü davranan imandan
çıkmış olmaz belki ama mümin kalitesi bunları vasıf haline getirmeye engeldir.
Müminin tavırları, sözleri imanın
etkisi altında olmalıdır. Bir konuda haklı olmak başka, seviyesiz tavırlarla
hakkını aramak başka şeydir. Haklının, haksız göründüğünün seviyesine düşerek
hak talep etmesi yanlıştır.
Biz bunu diğer din sahipleri ile
muhatap olurken bağlayıcı bir ölçü olarak göreceğimiz gibi ailevi ilişkilerimizde,
Çocuk eğitiminde, cemaat bağlantılarında ve bütün sosyal kimliğimizi
belirlediğimiz konularda ölçü olarak görebiliriz. Müminlik, akidemizi gösteren
bir işaretse eğer karşımızdaki insanların hassasiyetlerine dikkat etmek de
bizim tavrımızı gösteren bir işaret olmalıdır ki hayata tatbik edilmiş bir iman
sahibi olalım.
Hz. Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “
Ey Ayşe! Beni hiç kaba biri olarak gördün mü? Allah katında kıyamet günü
insanların en kötü konumda olanı, şerrinden korumak için insanların uzak durduğu
kimsedir.”
Müslüman asla ikiyüzlü olamaz. Günübirlik hareket eden, menfaat esaslı ve
ilkesiz de olamaz. Hakkı haykırmayan, diliyle doğruyu perçinlemeyen biride
olamaz mümin. Ama bunları yaparken kaba, ölçüsüz, kırıcı biri de olamaz. Hakkı savunmak ölçüsüz
olmak değildir. Haktan yana olmak veya yaptığının hak olduğuna inanmak edep
sınırlarını aşmaya sürükleyemez. Nezaket esastır. Peygamberimizin şahitliği ile
“ne kötü arkadaş, ne kötü adam!” Durumunda olan birine bile Peygamberimiz,
kendisine yaraşan nezaket ve incelik de muamele etmiştir. Ona gösterdiği
davranış standardı “ne kötü arkadaş, ne kötü adam!” Seviyesinde değil, kendi
seviyesindedir. Zira Müslüman, Ürküten, ezen ve iten biri olduğunda, onun bu
durumu sadece ahlak ölçüleriyle anlatılabilecek yanlışlık değildir.
Hz. Peygamberimiz buyurdular ki:
Üç kere izin istediğin halde kabul
edilmezse dön”. Bu hadisin Müslümana tembihlediği şu inceliklere dikkat edelim:
1- Bir kere girmek için izin istemek
üç keredir. Bu zil çalma şeklinde ise makul aralıklarla zil üç kere çalınacak
demektir. Telefon iletişimi yapılmak isteniyorsa makul aralıklarla telefon üç
kere aranır ve üstüne gidilmez. Her seferinde de telefon zili üç defa
çaldırılabilir. Karşıdaki cevap verinceye kadar telefonu çaldırmak yoktur.
2- İzin verilmesini alınma meselesi
yapmak doğru değildir. Sünnet olan,
karşıdakinin hassasiyetine dikkat ederek geri dönmeyi kabullenmektir.
3- Her hâlükârda izin istemek İslam
terbiyesindendir.
Hazreti peygamber şöyle buyuruyor:
“Üç kişi olduğunuz bir yerde iki
kişi Fısıldaşmasın”.
Üçüncü kişinin bulunduğu bir yerde
iki kişinin aralarında sessizce konuşmaları üçüncü kişinin vesveseye düşmesine,
gönlünün kırılmasına sebep olabilir. Müslüman nezaketi, bu ihtimali dikkate
almayı gerekmektedir. Mesele budur nezaket de budur.
Çünkü Müslüman nazik ve hassas olmak
zorundadır Müslüman korkutmayan, müjdeleyen, nefret ettirmeye ve sevdirendir.