Müslümanlarda Güç Birliği Zübeyt Bozkurt Ankara Medya
Müslümanlarda
Güç Birliği
İslam
birliği yakın tarihimizde medeniyetimizin kodlarından yola çıkarak bir form
olarak belirlenmiş bir idealdir.
Bu idealin teorik örgüsü Sultan Abdülaziz
döneminde oluşturulmuştur. II.
Abdülhamit Han döneminde ise bu ideal devlet politikası olarak da planı
çıkartılıp uygulanmıştır. Cumhuriyet
Türkiye’sinde ise Selçuklu Osmanlı da benimsemiş, siyası ıslahatçı bir İslami
hareket olan milli görüş hareketi bu ideali, Merfürsine dünya görüşüne başat
bir unsur olarak yerleştirmişti.
İslam birliği İttihadı İslam birey bu
hedefin gerçekleşmesi için asıl muharrik güçtür. Zira ona göre yeni bir dünya
Müslümanların hak adalet ve tevhit merkezi dünya görüşleri çerçevesinde
kurulacaktır. Bunun sağlanması için fikri, iktisadi, siyasi insanlığın
kurtuluşunu sağlama ve medeniyet iddiasındaki Müslümanların öncelikli meselesi
olmalıdır.
Millî görüş hareketinin temel karakterleri
şunlardır: İslamcılık, İslam birliği ideali, Ümmetçilik tasavvuf menşei oluş,
ehlisünnet mensubiyeti, mezhepler üstü duruş, millilik, yerlilik,
antiemperyalizm, antisiyonizm, siyasallık, ıslahatçılık, karizmatik lider tipli
oluş, kuşatıcılık, aktivizm, ve teşkilatçılık. Bütün bu karakterlerin hepsini
şu iki hususta mündemiç olduğu söylenebilir: İslami dünya görüşü ve
bağımsızlık.
İslami mücadelede siyaseti parti siyaset
metodunu benimsemiş, “Yaşanabilir Bir Türkiye”, “Yeniden Büyük Türkiye” ve “Yeni
Bir Dünya İdeallerini belirlemiş Siyasal ve İslami bir harekettir.
İslam birliği Kur’an ve sünnetin emridir.
Yüce Allah “Hepiniz Allah’ın ipine sarılın. Bölünüp parçalanmayın” (Âl-i İmran,
103) fermanı ile bu birliği emretmiştir. Peygamberimiz (sav) ise bu konuda
yüzlerce tavsiyesi vardır.
İslam birliği ortak inanç, tefekkür ve
ilim birliği demektir.
Tanzimat tecrübesinin sosyal, siyasal ve
ekonomik sonuçlarının yol açtığı sıkıntıların yanında, Avrupa devletlerinin
gittikçe artan müdahalelerinin gayri Müslim tebaa arasında ayrılıkçı
temayülleri daha da arttırmasının da tesiriyle Balkanlar’da ayaklanmalar
başladı ve Bâbıâli’nin müdahaleleri sonucunda isyanlar bastırıldı. Fakat bu
müdahaleler Rusya’nın da teşvikiyle Avrupa’da hilâl-haç kavgası olarak
değerlendirildi.
Özgürlük isteyen masum Hristiyanların Müslümanlarca
zulme uğradığı şeklinde yoğun bir kampanya düzenlenerek Osmanlı Devleti’ne
baskı yapılmaya başlandı. Bu gelişmeler Osmanlı kamuoyunda şiddetli bir tepki
uyandırdı. Başta Basiret, Sabah ve Vakit olmak üzere gazeteler, bir Müslüman
ittifakından söz ederek hilâfete bağlı olan milyonlarca Müslümanın Osmanlı
Devleti’ne yönelik bu kampanyaya kayıtsız kalamayacağı fikrini yaydı. İslâm
dünyasından gelen tepkiler de bunu göstermekteydi. Diğer taraftan İslâm
memleketlerinin hızlı bir şekilde Avrupa hâkimiyetine girdiği bu dönemde
ülkelerinden kaçan ya da sürgün edilen Müslüman aydınların Osmanlılara
sığınarak yardım ve destek sağlamak için kamuoyunu harekete geçirme
faaliyetleri de etkili olmaktaydı.
Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona
zulmetmez ve ona ihanet etmez, onu mahrum bırakmaz ve ona hakaret etmez. Kişiye
günah olarak Müslüman kardeşine hakaret etmesi yeterlidir. Müslümanın kanı,
malı ve namusu diğer bir Müslümana haramdır, korumakla mükelleftir, onlara
dokunamaz.”
“Bir Müslümanın kardeşine üç günden fazla
küsmesi helal olmaz. Allah sizin suretlerinize ve kalıbınıza bakmaz,
kalplerinize bakar. Takva, Allah korkusudur ve kalptedir. Arabın aceme
üstünlüğü yoktur. Üstünlük takvadadır. Allah katında en şerefli olanınız
Allah’tan en çok korkanınızdır.” (Buhari)
İslam birliği ekonomik yardımlaşmadır. Ekonomik
yer altı ve yer üstü kaynakların kullanımıdır ve paylaşımıdır. İslam birliği
siyasi birliktir. Siyasi birliği peygamberimiz (sav) Medine’de “Medine
Sözleşmesi” ile sağlamıştı. Asr-ı Saadet bir model olarak pek çok siyasi
oluşuma örnek olmuştur. Tarih boyunca Müslümanlara ilham kaynağı olmuştur. Bu
elbette İslam ülkelerinin ilham kaynağı olmaya devam edecektir.
Tarihte “İttihad-ı İslam” idealinin hayata
geçmesi de kolay olmamıştır. İttihad-ı İslama giden yolda hiçbir şey
yapılmamıştır demek doğru değildir. Osmanlıdan sonra Müslüman ülkeler ilk
olarak 8 Temmuz 1937’de Tahran’da Sadabad Sarayı’nda Türkiye, İran, Irak ve
Afganistan dörtlüsü “Sadabad Paktı” imzalayarak bir araya gelmişlerdir. Bu pakt
1979’da İran’daki rejim değişikliğinden sonra feshedilmiştir. 22 Mart 1942
tarihinde Arap Birliği kurulmuştur. Ancak bu ırka dayanan bir birliktelik
olduğu için güçlü ve etkili olmamaktadır.
Bunun için D-8 ler Kuruldu. Kuruluş amacı;
-
Savaş
değil, barış
-
Çatışma
değil, diyalog
-
Çifte
standart değil, adalet
-
Üstünlük
değil, eşitlik
-
Sömürü
değil, iş birliği
-
Baskı
ve tahakküm değil, insan hakları, hürriyet ve demokrasi diye tanımlandı.
İslam birliği “Meşveret ve Şura”dır. Yüce
Allah'ın “Mü’minlerin dünyaya ait işleri meşveret ve şura iledir” (Şûra, 38)
buyurur. Bu âyet-i kerime şûrayı esas olarak emrediyor.
Sonuç olarak, İslam birliği devletlerin
birleşmesi, sınırların birleştirilmesi değildir. Tek bir devlet hayali de
değildir. İslam birliği din ve inanç, amaç ve ideal birliğidir. Fikir birliği
ve ideal birliğidir. İslam birliği siyasal bir oluşum değil, siyasi bir
yaklaşım da değildir. İslam birliği, “Mü’minler kardeştir; Müslüman olmayanlar
ise insanlıkta eşittir” prensibinin hayata geçmesidir.
Selam ve Dua ile
Zübeyt BOZKURT