Umutluyuz Çünkü İnanıyoruz.. Zübeyt Bozkurt Ankara Medya
Umutluyuz
Çünkü İnanıyoruz!..
İnsanın nereden geldiği, niçin geldiği
belli nereye gideceği gibi sorulara en gerçek cevabı ancak din verir. Çünkü din Allah’a aittir. İnsanı ise Allah
yaratmıştır.
O halde yaratığı kulunun macerasını en
doğru olarak sadece Allah bilebilir. İnsan geçmişi ve geleceği ile ilgili
bilgileri de din sayesinde öğrenmiş olur hem meraktan kurtulur hem de
geleceğine güvenle bakar.
İnsanlar yaradılış bakımından diğer varlıklardan
ayrıdırlar. İlk doğduklarında, hiç
tanımadıkları bir dünyaya gözlerini açarlar. Bu, diğer hayvanlar için de
şüphesiz aynıdır. Bu farkı bir örnekle
açıklayalım:
Bir arayı düşünün:
Kozasını delip dışarı çıktığı zaman yeni
bir dünyanın ışığına kavuşur. Ve hiç emeklemeden kanatlarını çırpmaya
başlarlar. Bu, onun yeryüzündeki ilk hareketidir. Ve sanki henüz kozasının
içinde iken uçmayı öğrenmiştir.
İlk uçuşunda bile en küçük bir acemilik
çekmemektedir. Ardından Allah’ın
yarattığı rengarenk çiçeklerle koklaşmaya koşar. Ve insanların bunca akıllarına rağmen
başaramadıkları bir işi başarır.
Çiçeklerden bal toplamaya başlar.
Artık arı ile çiçekler arasında bir
alışveriştir başlar.
Sanki arı, daha önce çiçekle tanışmış
gibi,
Sanki
arı, çiçekten bal elde edeceğini biliyormuş gibi aralarında bir anlaşma meydana
gelir.
Buradan şunu anlıyoruz;
Bütün kâinatın
yaratıcısı olan Allah, arıya yapacağı bütün işleri öğretmiştir. Henüz
kozasından çıkmadan önce öğretmiştir. Ve arı, görevlerini yaparken hiç güçlük
çekmemektedir. Çünkü arının öğretmeni güçlü her şeye yeten Allah’tır.
Artık arı, hayatı boyunca Allah ‘ın
kendisine öğrettiği işleri yapacaktır.
Onun görevi bal yapmaktır. Bu görevine hiç itiraz etmeden, yorulmadan
bıkmadan devam eder.
Ona bu işi emreden Allah’tır.
Ve arı O’nun emirlerine karşı
gelmeyeceğini bilir.
Allah, arıya vazifesini henüz doğmadan
önce öğretir. Bizim anlayamadığımız bir dille öğretir. Burada önemli olan,
arının bunları, Allah’ın dışında hiç kimsenin öğretmesine gerek kalmadan bilmesidir. Allah arılara hayata gözlerini açmadan önce;
Uçmayı,
Çiçeklerle koklaşarak bal toplamayı
öğretmiştir. İnsanlar için faydalı olan petek petek balları, Allah’ın
kudretiyle önümüze serer.
Bu bir arının macerasıdır. Ama hayvanların
çoğu da böyledirler:
Bir kuşun cıvıl cıvıl ötüşünü,
Bir ördek şaşırmadan yüzüşünü,
Bir
ipekböceği yumuşacık ipeği örüşünü. Hep Allah
‘ın bildirmesiyle öğrenirler. Ve daha doğarken bu bilgilerle gelirler. Ayrıca
öğrenmeye ihtiyaçları yoktur.
Bir de insanı düşünelim:
Ağlayarak açarız dünyaya gözlerimizi. Bu
ağlayış, yeryüzündeki zayıflığımızın ilk işareti gibidir. Ne kadar zayıf ne
kadar ince bir yapımız vardır. Ve bakıma ne kadar muhtacız!
En küçük bir ihmal, bizi günlerce hasta yapar.
Zaten aylarca, hatta senelerce ağlar dururuz.
Bu, dünyaya gelişimizin ilk hüznüdür.
Günlük ihtiyaçlarımızı bilemeyiz.
Konuşmayı, iş yapmayı bilemeyiz. Hatta gülmeyi ve oynamayı bile aylarca
sonra öğreniriz.
Oysa arılar öyle miydi?.
Daha doğar doğmaz, minicik kanatlarıyla
ustaca havaya atılmıyorlar mıydı?
Rengarenk çiçeklerle koklaşıp en lezzetli
gıdayı hazırlamıyorlar mıydı?.
İşte insanlarla hayvanlar arasındaki bu
fark, bizi düşünmeye zorluyor. Demek ki biz, öğrenmeye, bilmeye ve yetişmeye
daha çok muhtacız. Bilmediklerimiz bildiklerimizden daha çok. Hayata karşı
ürkütücü bir zayıflıkla atılıyoruz.
Soru:
Peki bu zayıflığımızı, bu bilgisizliğimizi
ve hayat karşısındaki bu şaşkınlığımızı neyle gidereceğiz.?
Anne ve babalarımızın yardımıyla mı?
Belki.
Ama onlar da zaman zaman üzülüyor, zaman
zaman çaresiz kalıyorlar. Nasıl hareket edeceklerini şaşırıyorlar. Üstelik
akılları her şeye de ermiyor.
İşte insanların bu zayıflığını bilen
Rabbimiz, onlara nasıl hareket edeceklerini bildirmek için dinler göndermiştir.
Böylece onların şaşkınlığını giderip mutlu olmalarını dilemiştir.
Dinin insanların ihtiyaçlarına cevap
verdiğini hepimiz biliyoruz. Din deyince aklımıza bizim mutluluğumuz için
gönderilmiş olan ilahi emirler, İlahi yasaklar, ilahi prensipler geliyor. Ve
böylece ferahlıyoruz.
Çünkü böylece bilmediğimiz, kendi
aklımızla çözemediğimiz şeyleri, Allah’ın bize bildirmesiyle öğrenmiş oluyoruz.
Hele İslam dini gibi, son ve mükemmel bir
dine uyan insanlar olarak güvenimiz daha da artıyor.
Bir yandan Allah’ın yüce Kuranı, Bir
yandan da sevgili peygamberimizin mübarek sözleri hayatımızı düzenliyor.
Üzüldüğümüz zaman,
Sevindiğimiz zaman,
Yerken, içerken,
Yatıp kalkarken,
Bir olay karşısında şaşırıp kaldığımız
zaman. Hemen ilahi kaynağa, yani
dinimizin kurallarına başvuruyoruz. Mutluluğumuzun bu yolla gerçekleşeceğine
inanıyoruz. Çünkü kendi aklımıza fazla güvenmiyoruz. Zayıf olduğumuzu
biliyoruz. Ama Allah ‘ın emirlerine uymakla da kuvvetleniyoruz.
Kendi aklımızla çözemeyeceğimiz işlerle
uğraşıp yorulmuyoruz. Çünkü Allah‘ın buyruklarına uyuyoruz. Şüphesiz ki kendi
aklımızı büsbütün inkarda etmiyoruz.
Allah‘ın
kuranıyla bizi düşünmeye, akıl etmeye çağırdığını biliyoruz.
Bir şeye ihtiyacımız olduğu zaman, her
şeyin sahibi olan Allah’tan istiyoruz.
Daraldığımız
zaman O’na yalvarıyoruz.
Elimiz boşalttığı zaman O’na şükür
ediyoruz.
Dileğimiz ve niyazımız O’na.
Hamd ve teşekkürümüz yine O’na.
Bizi yeryüzünde sultan kılan, bütün
varlıkları emrimize veren, üzüldüğümüzde bize yardım eden, bizi Müslüman kılan,
yeryüzünü ve gökyüzünü en büyük kitabı kuranı gönderen,
Ve bizi Hazreti Muhammed’e Ümmet eyleyen
Allah’a şükürler olsun.
O’nun kulu ve Resulü, sevgili Peygamberine
selam.
Peygamberin şerefli arkadaşlarına saygı ve
bağlılık.
Mutluyuz,
Çünkü inanıyoruz.
Selam ve Dua ile…..
Zübeyt BOZKURT