Zoru Başarmalıyız Zübeyt BOZKURT Ankara Medya
Zoru
Başarmalıyız
Değişim
ideolojik biz şey değil, stratejiktir, siz, onu ideoloji olarak gördüğünü zaman
şartlar sizi değiştirir. Değişimi takip
etmek, değişimin önünde saman çöpü gibi oraya buraya savrulma değildir! Hayat,
savrulmaya engel olmak adına; dünyanın bir geçim değil, seçim yeri olduğunu
sürekli ispat etmektedir.
Sorumlu
olduğumu ve ne yapmam gerektiğini idrak ettiğimde, yapılması gerekenleri nasıl
icra edeceğim konusunda istişare ederek yol alabilirim. Bilgin ve yöneticilerin
toplumu tavandan düzeltme sorumluluğumda bunu gerektiriyor. Bu bir ara iştir ve
şüphesiz ki her arayan aradığını bulmasa da bulanlar arayanlardır.
Başarıyı
Allah bana da verir, yeter ki aynı isteği gösteriyim. İnsanı kazanmanın yolunu
bilmeli, insanı kaybetmemenin yolunu aramalıyım. İnsanı kazanma adına rutin
dışına çıkan her eylem ve her iş birliğine büyük önem vermeliyim. Bu açıdan
gönüllü olmanın vakti geldi de geçiyor.
Zoru
başarmak için eğitim şarttır. Eğitim, insanın kendine koşmasını tetikler.
Gönüllere hitap ederek; akıl, mantık ve şuur ölçüsü ile kâinat, insan ve hayat
dengesini yakalamak için koşturur. Çünkü ilim, ruhi açlığı, irade ise bedeni
açlığı duyurmaya yönelik adımlardır.
İlim
talep edilir, bu yüzden isteyene verilir. Ne istediğinizi, fıtratınızı
öğrendikçe öğreneceğinizden, fıtratınıza uygun taleplerde bulunmalısın. Ancak
bu sayede samimi olabilir, güven oluşturabilir ve kendi kendini organize etme
yeteneklerinizi uygulama imkânına kavuşabilirsin.
İnsana
insanlığını hatırlatmak ona sadece akıllı olmasını söylemekten değil, akıl
tutulmasını önlemeyi söylemekten geçiyor. Ay ile güneş arasına dünya girdiğinde
nasıl ay tutulması oluyorsa, akıl ile insan arasına dünya girdiğinde de akıl
tutulması yaşanır. Ve insan akıl tutulması yaşadığında ilim ve iradesi dışında
tercihlerde bulunur.
Dünya
insana süslü gösterilmiştir. Akıl tutulmasını engelleyen insan, dünyanın süsüne
aldanmadığı gibi, ilmini arttırmayı ve iradesini menfaatlerine ters düşse bile
ilmin ışığında kullanmayı başara bilendir. Hatta bu tersliklerin imtihanın bir
cilvesi olduğunu gördükçe aklın bir araç olduğunu ve aldanabileceğini kabul
edecek ve haddini bilmeye odaklanacaktır.
İnsanın
özgürlük arayışı bu çerçevede anlamlıdır ve sınırı saygıdır. Haddini bildiğinde
sahip olduğu özgürlük, sana sırasıyla; değer verilmek anlaşılmak,
bilgilendirmek, takdir edilmek, yeteneklerini sergilemek ve katılımcı olmayı da
kazandıracaktır. Edebiyata haddini bildiren “edeb”in, insana da haddini
bildirmeye yetiyor olması, siz dinleyen insan için büyük bir nimettir!
Eğitim,
beklenen performansı göstermek için gereken beceri ve yetenekleri öğrenme ve
geliştirme ile ilgili programlar dizisi ve bunların uygulanmasıdır. Yetiştirme,
tahlil ve liderlik kabiliyetiyle denetleme ve yönetme fonksiyonlarını
geliştirme ve kesinleştireme ile ilgili programlar dizisidir. Öğretim ise,
Eğitim ve yetiştirme yoluyla insanın yetenek, davranış ve tecrübelerini
geliştirmek için kullanılacak bilgiyi kazanma çabasıdır.
Eğitimin
vazifeye yönelik olması, öğrenmenin bireysel sorumluluk olarak verilmesi insanın
haddini bilmesiyle yakından alakalıdır. Bunun için: “İki topluluk düzgün
olduğunda insanlar da düzgün olur, bozuk olduğunda insanlar da bozuk olur:
bunlar; bilginler ve yöneticilerdir.” Bu bütünlüğü koruyacak her bilginin,
bilgeliğe giden yolun basamağı olacağı açıktır, çünkü bilgi, aklın kulluğudur.
Ne
istediğini bilen insanlara verilecek her imkân kat kat fayda üretebilir ve yeni
iyiliklerin kapısını aralayabilir. Bunu sağlamayan bir eğitim, çaresiz bir
kariyer mantığıyla, elindeki tüm imkânları israf edebilir. İnsan aradığına,
aldığı eğitimdeki “talep” ve “tercih” arasındaki doğru orantı ile ancak
kavuşabilir.
Herkesin
her şey olmayı hedeflemeye başladığı bir zamanda yaşıyorsun. Hep “ne olacağım”
konusunu ele alıyor, ancak “ne olmayacağım” konusuna önem vermiyorsun. Eskiler
bugün yaşasaydı “ne oldum deme ne olacağım de “yerine, “ne idin ne olmayacaksın
“diyerek uyarılarda bulunurdu.
Gayret
devreye girmediğinde bahaneler devreye girer. İnsanın bahane üretmek için
kullandığı iki unsurdan biri; başkasını överek tembelliğini gizlemek, diğeri
ise başkasını yererek çalışkan gözükmektir. Biri olmadığında diğeri hemen
devreye girer.
Hâlbuki
ne başkasının çalışmasını överek tembelliğini örtebilir, ne de yapılan
çalışmayı yererek kendini çalışkan gösterebilirsin! Överek kendini gizleyip,
yererek çalışırken gözüksen de neticede; sadece kendini kandırmış ve haddini
aşmış olursun. Bu yüzden “ne oldum “delisi değil “ne olamayacağım” velisi
olmalısın!
Selam ve Dua ile
Zübeyt
BOZKURT